40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu

Geri git   40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu > Gülümse - Düşün - Taşın - Öğren > Lezzetli Okumalıklar > Güzel Yazılar

Güzel Yazılar Seçkin,farklı bakış açısına sahip yazılar,makaleler,fikir yumakları bu bölümdedir.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Biçim
Eski 23-03-2008, 23:11   #1 (permalink)
40dk Nöbetçi
 
Kalem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 36
Mesajlar: 58
Varsayılan LAİKLİK YA DA BU DÜNYAYI YAŞAYABİLMEK

LAİKLİK YA DA BU DÜNYAYI YAŞAYABİLMEK

KAVRAMLARI YERİNE OTURTMAK

Kavramlar yolculuk yaparlar; hem zaman, hem de mekân içinde. Zaman içindeki yolculukları onları olgunlaştırmakta, yoğurmakta ve çoğu zaman da inceltmekte, ayrıştırmakta, çeşitlendirmektedir. Ama, mekân içindeki yolculukları genellikle büyük anlam kaymalarına yol açmaktadır. Bir kavramı ithal etmek, bir tarihi de ithal etmek olmadığından; kavramın oluştuğu yerden başka bir kültürel alana taşınması, çoğu zaman içeriğinin boşalmasına ve adeta kendine yabancılaşmasına yol açmaktadır. Kavramı ithal eden toplum veya kültür onu yeni bir yoğurmadan geçirmekte ve bunun sonucunda, onu esas içeriğinin çok uzağında bir yere yerleştirmektedir. Göçmenler, içine girdikleri topluma hiçbir zaman tam uyum sağlayamamaktadırlar.

Laiklik kavramının Türkiye'deki macerası bunun iyi bir örneğini sunmaktadır. Ülkemiz ölçeğinde güvenilir sayılan ansiklopedilerden biri olan AnaBritannica'nm laiklik maddesine baktığımızda, ilk cümle şu olmaktadır: "din ile devlet ve yönetim işlerinin birbirinden ayrılması". Oysa, aynı ansiklopedinin aslı, bu maddenin ilk cümlesinde, "a movement in society directed away from otherworldliness to this-worldliness" tanımını getirmektedir. Gene, ülkemizin önde gelen ansiklopedilerinden Büyük Laroıısse, "siyasal ve toplumsal sistemin din ve devlet ayrılığı ilkesine dayanması, bunu savunan anlayış" cinsinden bir ilk cümleye sahiptir. Gene oysa, Larousse'un büyüğü değil de küçüğü (ve aslı) laisizm için, "doctrine des partisans de la laicisation totale de l'enseignement"; laisite için, "caractere de ce qui est laique" ve buna bağlı olarak, laique (laik) için de, "qui n'est ni ecclesiastique, ni religieux" kesinlemelerinde bulunmaktadır. Le Petit Robert'de de benzeri şeyler yer almaktadır: laicite: "principe de separation de la socieete çivile et de la societe religieuse, l'Etat n'exerçant aucun pouvoir religieux et les Eglises aucun pouvoir politique". Nihayet, ingiliz dilinin en büyük sözlüğü Webster's unabriged'de "secularism: a view of life or of any particular matter based on the premise that religion and religious considerations should be ignored or porposly excluded" cinsinden bir ifade yer almaktadır.

Bu tanım karşılaştırmasının gösterdiği üzere, kavramı üreten, onun tarihinin arka planını oluşturan Batı ile; kavramı ödünç alan (kelimenin tam anlamında ödünç alan), bu tarihe sonradan katılmaya uğraşan Türkiye'nin arasında, tek ve aynı olgunun farklı bir şekilde anlaşılması söz konusudur. Bunun nedenlerini araştırmak için tarihe başvurmaktan başka çare yoktur.

Laisite, Nasil Laisizm Haline Geldi?

İzm'li kelimeleri büyük bir dikkatle kullanmak gerekir, çünkü bu cins terimler, çok büyük çoğunlukları itibariyle bir ideolojiyi belirler ve gene büyük bir sıklıkla, bu ideolojinin dayatılması anlamını da içerirler. Olaya bu açıdan bakılınca, laisite bir toplumun laik özellik taşıması anlamına sahip olurken, laisizm bir program, bir doktrin olarak ortaya çıkmakta ve öyle olmadığı düşünülen bir toplumun "laik" hale getirilmesi için uygulamaya sokulan kapsamlı bir eylem bütünü olmaktadır. Bu iki anlam, aynı kelimeden, dolayısıyla aynı olgudan türemekle birlikte, nasıl bu kadar farklı olabilmektedir? Bu sorunun cevabını, kök kelime olan laiklikte aramak gerekir. Eski Yunanlılar laikos terimiyle, "halktan olan" kişiyi ifade etmekteydiler. Halk, yani yönetim aygıtını elinde tutmayan tabaka, yönetime maruz kalan kesim. Ortaçağ Kilise Latincesinde, bu kelime laicus biçimini alarak, Ruhbandan olmayan, Kiliseye mensup olmayan, herhangi bir dinsel işlevi ve unvanı olmayan kişi anlamında kullanılmıştır. Fakat, bu kullanımın da en eski Yunan kavrayışından pek farklı bir yanı bulunmamaktadır. Charlemagne'm 800 yılında in gratia dei, Roma imparatoru olmasıyla, Kilise ruhani iktidarının yanı sıra, dünyevi iktidarı da kendi bünyesinde toplamıştır. Bu durumda, Kiliseye mensup olmayan biri, yönetilen bir kişiden ibarettir. Ancak, geçerken vurgulanması gereken nokta, laicus kelimesinin metinlerde XIII. yüzyıldan itibaren görülmeye başlaması ve kavramsal içeriğinin bu tarihten sonra doldurulmasıdır. Bu oluşuma ileride tekrar değineceğim.

Demek ki laiklik, en azından kavramın başlangıcı itibariyle, insanların kiliseye veya daha doğru bir ifadeyle, din alanına mensup olup olmamalarına göre bir ayrım olmaktadır. Zaten, laiklikle eşanlamlı olan secıdaire (secular) kelimesi (belirtmeden geçmemeliyim ki, kavramın sahibi olan kültür küresinin Fransızca tarafından dışa vurulan kesiminde secularisme cinsinden izm'li bir kelime yoktur. İngilizcede ise, secularism biçiminde ortaya çıkan kelime, bir zorlama siyasetini ifade etmektedir ve daha çok üçüncü dünya ülkelerindeki oluşumları açıklamak için kullanılmaktadır) Latincenin saecıdıım (yüzyıl) teriminden türeyen saecularis'inden gelmektedir ve yüzyıla ait olma anlamını taşımaktadır. "Yüzyıla ait olmanın" şifresi çözülünce, karşımıza bu dünyaya ait olma, dünyayı yaşama anlamları çıkmaktadır.

Kavramlar âleminde bu kadar uzun bir gezintiden sonra bir ödülü haketmiş durumdayız. Bu ödül de, doğal olarak bir laiklik tanımı olacaktır. Laiklik, hayatı ruhani kürede yaşamak isteyenlerle, dünyevi kürede yaşamak isteyenler arasındaki alan paylaşımının adı olmaktadır. Bu açıdan tarafsız bir terim olan laisite yerine, belirli bir tepeden inmecilik belirleyen laisizm (veya sekülarizm) tarafından ifade edilmesi hem yanlıştır, hem de ruhani dünyayı dünyevi dünyanın içinde kapsama ve tanımlama eğilimini belirtmesi açısından, kavramı hiç de açıklayıcı nitelikte olmamaktadır.

DÜNYEVİ KÜRENİN KENDİNİ İNŞA ETMESİ

İddiayı adım adım oluşturmak yerine, baştan ortaya koymak, okuyucuda kocaman ve iddia sahibini aşan bir önermeyle karşılaşmış olma duygusu uyandırmaktadır. Bunu biliyor, ama bu riski gene de alıyor ve şunu öne sürüyorum: Batı Avrupa toplumuyla sınırlı kalmak üzere, insan toplulukları Ortaçağa gelinceye kadar, ruhani kürenin egemenliği altında yaşamışlardır. Daha açık bir ifadeyle, kültür Ortaçağa kadar ruhani ve dolayısıyla dinsel kürenin belirleyiciliğinin damgasını taşımıştır. İstisnaların kuralı güçlendirmesi olgusu içinde, her açıklama, olabilirliğine, geçerliğine ancak ruhani küre içinde sahip olmuştur. Daha da sivri bir ifadeyle, Ortaçağa gelinceye kadar, soyut alanda ifade edilebilir bir maddi küre varolmamıştır. İddiayı bir örnekle daha somut hale getirmek üzere, eski Yunan ve Roma siyasal teorileri, "yönetimlerin dolaşımı" adıyla bilinen çevirisel bir "başlangıca geri dönüş" şeması içindeki çeşitlemeler olmaktan öteye gidememişlerdir. Çevirisellik ise, en mükemmelinden dinsel (ruhani) açıklamadır, çünkü kader, önceden yazılmış bir senaryonun oynanması, dolayısıyla önbelirlenmiş değişim (başa dönen değişim, yani değişmeme) örtülü varsayımını içerir. Tarihin tanrının veya tanrıların iradesi doğrultusunda cereyan ettiği bir yerde aslında tarih yoktur, çünkü daha sonra ortaya çıkacağı üzere, bu adı hakeden bir tarih, aktörünün insan olması halinde mümkündür. Tarihsiz bir dünya ise, en mükemmelinden maneviyat, ruhanilik ve din alanıdır.

Ruhaniliğin bu kesin egemenliği, antik kültürün tasrihen dinsel bir kültür olarak belirmesine yol açmıştır. Bu kabul içinde, dünyevi kürenin ifadesi de ruhani terimlerle ve ruhani kürenin içinde olmaktadır. Tarihin kaydettiği en dindar insanların toplumu olan Eski Yunanda, yemek yeme veya uyuma gibi son derece sıradan ve gündelik faaliyetlerin bile dinsel bir içerik içinde ifade ediliyor olmaları bunun açık bir kanıtıdır.

Ortaçağın her türlü karanlığın, kötülüğün, "geriliğin" beşiği, geometrik yeri olduğuna ilişkin çok yaygın ve diğer nedenlere hiç gerek kalmaksızın, yanlışlığı sırf bu yaygınlığından ötürü aşikâr olan inanç, Antikiteyi (günümüz terimleriyle) laik ve Ortaçağı da koyu bir dinsel tahakküm dönemi olarak görür ve öğretir. Oysa bu denklemin terimlerinin yer değiştirmeleri gerekmektedir. Ortaçağ sekülerliği, laikliği icad etmiştir, çünkü dünyevi küreyi özerk bir alan olarak inşa eden veya etmeye başlayan odur.

Dünyevi kürenin özerk bir alan olarak inşasını, maddi hayatın öne çıkmasından veya daha doğrusu, bu alanın insan çabasıyla genişletilebileceğinin farkına varılması olgusundan ayırmak mümkün değildir. Burada ise, kapitalizme ulaşıyoruz, çünkü birim başına üretkenlik artışı sağlama ve belirsiz bir tüketici kitlesi için üretim yapma gibi temel iki özelliği olan bu tarz, maddi hayat alanını genişletebilen ve bundan da önemlisi, bu alanın denetlenebilir ve insanın iradesi dahilinde olduğunu kanıtlayabilen yegâne ekonomik ilişkiler ağım kurabilmekte ve bunları egemen kılabilmektedir.

Böylece, kapitalizm Antikitenin köleciliği veya Yukarı Ortaçağın feodalitesinin tersine, belli bir üretim hacminde dengeye gelemediği ve sürekli büyümek ve yayılmak zorunda olduğu için, ilk belirtilerini göstermeye başladığı XI. yüzyıldan itibaren maddi dünyayı inşa etmeye koyulmuştur. Bunun anlamı, kapitalizmin belirmesinden önce bir maddi alanın olmadığı değil de, bu alanın dinsel kürenin terimleri içinde ifade edildiğidir. Kapitalizm, üretimin doğanın üretkenliğinin sonucu olduğu kavrayışını reddetmek zorundadır. Çünkü Antikitenin ve feodaliteyle çakıştığı kadarıyla Ortaçağın, maddi ürünleri doğanın cömertliğine bağlamaları, iktisat ile tanrısal lutfu birleştirmektedir. Böylece, tanrı(lar) ne kadar verirse, insan onunla yetinecektir ve maddi kürenin kendine özgü bir dili olmayacaktır, çünkü iktisat yoktur. Oysa, kapitalizm birçok özelliğinin yanı sıra, kâr hadlerinin düşme eğilimi karşısında, olmazsa olmaz bir ilke olarak, birim başına üretkenliğin artırılmasına kökten bağlıdır. Bu ilke de, daha önceki kavrayışların tabanını oluşturan üretimin kader fonksiyonuyla çelişmektedir. O halde, maddi dünyanın kendine özgü söylemini oluşturmak gerekir. Bu açıdan, kapitalizmin oluşma ve kendini kanıtlama tarihini, maddi kürenin özerk bir alan olarak inşa tarihi olarak da okumak mümkündür.

Bu o kadar doğrudur ki, iktisat ve siyaset bilimleri ancak kapitalizmin belirli bir palazlanma derecesinden sonra ortaya çıkabilmişlerdir. Ruhani alanın kendini ifade tarzı olan felsefenin geniş kanatları altında, iktisada ve siyasete ilişkin açıklamalar, insanların felsefe yapmaya başladığı andan itibaren yer almışlardır. Fakat, bu açıklamalar belirli bir özerklik alanı tanımlamanın uzağında kalmışlardır. Felsefeden ilk kopan ve bilim haline evrilmeye başlayan ilk disiplinlerin iktisat ve siyaset olmasını bu doğrultuda anlamak gerekir. Ruhani (dinsel) veya felsefi açıklamaların getirdiği değişmezliğin ve çeviriselliğin karşısında, değişmeyi gündeme getirebilen alanlar bilim haline gelmeye başlamaktadırlar. İlk iktisat risalelerinin merkantilist dönemde, ilk bilimsel siyaset çalışmasının da İtalyan Rönesansı sırasında Makyavelli'nin kaleminin altında can bulması bir rastlantı değildir.

Ruhani ortamın ve onun sözcüsü Kilisenin dışında ve ondan bağımsız olmak isteyen bir alanın kurulma sürecinin XIII. yüzyıldan itibaren ele gelir olmaya başlamasıyla, ruhani alan kendi dışmdakileri, kendine mensup olmama durumu içinde belirlemek üzere, laicus kelimesini kullanma ihtiyacını duymuştur.
İki Ayrı Dünya Bütün bu söylediklerimizin bizi ulaştırdığı nokta, laikliğin manevi küre ile maddi kürenin ya da daha doğru bir ifadeyle, bu dünya ile öte dünyanın birbirlerinden ayrılmaları, farklılaşmaları ve birbirleriyle olan kesişme terimini küçültmeleri, limitte yoketmeleri olduğudur.

Öyleyse, öte dünya veya din küresi, bu dünyanın veya maddenin küresine müdahale etmediği (ve tersi) sürece laiklik vardır, aksi takdirde yoktur. Bu durumda laikliğin haritasını çıkartmak, engebelerini saptamak son derece kolay bir iş haline gelmektedir. Eğer en kaim çizgiler içinde kalmaya çalışırsam, din küresinin siyaset (devlet yönetimi veya herhangi bir dünyevi yönetim de dahil), iktisat, toplumsallık vb. dünyevi alanlara yönelik hiçbir talep, müdahale, öneri ve çözümünün olmadığı; buna karşılık, maddi kürenin ayin, ibadet, iman, inanç vb. alanlarına yönelik hiçbir düzenleme talep ve hakkının olmadığı bir toplumsal formasyona laiktir diyebiliriz.

Böylesine ideal bir duruma ulaşılabilmesinin temel koşulu, bizi bu bağlamda meşgul eden iki kürenin de kendilerini total değil de, kısmi ve bireysel taban üzerine oturtmaya razı olmalarını gerektirir. Bu gibi bir konumun sağlanabilmesi için, her kesimin kendine özgü ve ait alana çekilmesi ve diğerine özgü ve ait alanları ona terketmesi gerekir. Türkiye örneğinde, bu konuda olması gerekenleri şu şekilde şematize etmek mümkündür (eklenebilecek diğer paralel önerilerle birlikte):

1. Din küresinin kendi kısmiliğine geri çekilmesi için;
a) Diyanet işlerinin lağvedilmesi,
b) dinsel konuların düzenlenmesinin cemaatlere bırakılması,
c) her tür din okulunun kurulma ve işletilmesi işinin cemaatlere bırakılması, kamusal sektörün bu alandan çekilmesi,
d) din adamı kadrolarının lağvedilmesi ve din adamlarının ücret ve diğer ihtiyaçlarının cemaatler tarafından karşılanması,
e) tarihi ve mimari özelliği olanları dışında, tüm dinsel binaların cemaatlere devri ve buralara ayrılmış ödeneklerin iptali
f) kimlik cüzdanlarmdaki "dini" ve "mezhebi" hanelerinin kaldırılması,
g) Milli Eğitim'de din derslerinin kaldırılması vb.
2. Dünyevi kürenin kendi kısmiliğine geri çekilmesi için;
a) toplumla birey arasındaki bağın yalnızca vatandaşlık esasına göre kurulması,
b) dinsel cemaatlere yönelik her tür baskının kaldırılması,
c) dinin tamamen bireysel bir konu olarak kabul edilmesi vb. gerekir.
Bu saydıklarımız ve aynı doğrultuda yer alan diğerleri ideal bir durumu temsil etmektedirler. Buna yaklaşıldığı ölçüde laik olunabilir. Ve "din ile devlet işlerinin ayrılması" laikliğin ancak çok uzun yolunun başlangıcı olabilir.

'Evrensel olan, yalnızca bunu gerektirecek ölçüde kaba olandır."
Valery

Kaynak : Cogita 1994 Yaz - Mehmet Ali Kılıçbay


Kalem isimli üye şimdilik online (bağlı) değildir.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yer İmleri

Etiketler
devlet, din, düşünce, eğitim, güzel, laik, laiklik, laisizm, türkiye, yazı, öğretim

Seçenekler
Biçim

Yetkileriniz
Yeni konu açamazsınz.
Mesajlara cevap yazamazsınız.
Mesajlara dosya ekleyemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Forumlarımızdaki tüm saat ayarları Türkiye saatine göre düzenlenmiştir. Şu an saat : 08:51 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Türkçe : www.40dk.com | ARAF |
Tüm hakları 40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu | web sitesine aittir.İzinsiz alıntı yapılamaz.Ad Management by RedTyger

eXTReMe Tracker