+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 2´e kadar. Toplam 2 sayfa bulundu.

Konu: FETİŞİZM VE İDEOLOJİ: GÖSTERGEBİLİMSEL ÇÖZÜMLEME

  1. #1
    40dk Nöbetçi izlek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Yaş
    31
    Mesajlar
    120

    FETİŞİZM VE İDEOLOJİ: GÖSTERGEBİLİMSEL ÇÖZÜMLEME

    FETİŞİZM VE İDEOLOJİ: GÖSTERGEBİLİMSEL ÇÖZÜMLEME

    Mal fetişizmi, para fetişizmi: Marks'ta kapitalist toplumun yaşadığı ideolojiyi betimleyen şey, bir başka deyişle bireylere genelleştirilmiş değişim dizgesini benimsettiren kutsallaştırma, büyüleme, ruhbilimsel boyun eğdirme biçimleri veya anamalcı düzenin yadsıdığı, soyutladığı, "yabancılaştırdığı" toplumsal, somut çalışma ve karşılıklı ilişki değerlerinin geçtiği her süreç, aşkın ideolojik değerler, aynı işlev içinde eskil fetişizmin ve dinsel yutturmacanm ("halkın uyuşturucusu") ardından gelerek tüm yabancılaşmış davranışları düzenleyen törel bir kurum biçimine dönüşür - bu fetişizm, çağdaş çözümlemenin öncelikli konusu durumuna gelmiştir. Marks'm (son derece karmaşık bir yaklaşımla olmakla birlikte) bunu bir biçime (ticaret, para) dolayısıyla bilimsel bir düzeye bağladığı alanda bile, üstünkörü ve görgül bir düzeyde: Nesnelerin fetişizmi, otomobil fetişizmi, cinsellik fetişizmi, tatil fetişizmi, vd. gibi artık tüketim çevresinin inanca ilişkin, dağınık ve açıkça belirgin görüşüne gönderme yapmadığı ve kendisinin de sıradan bir düşüncenin fetiş-kavrammdan başka bir şey olmadığı, etkili bir eleştirmen görüntüsü altında, coşkuyla ideolojinin genişletilmiş bir biçimde yeniden üretilmesine çalıştığı düzeylerde ele alındığına tanık olur.

    Bu terim, yalnızca çözümlemeye kısa devre yaptırdığı için değil, XVIII. yüzyıldan bu yana sömürgeciler, budunbilimciler ve misyonerlerin yönettiği Hıristiyan ve insancı Batı ideolojilerinin her birini taşıdığı için de tehlikeler içerir. "İlker inançlara: "Fetiş denilen kimi dünyaya ilişkin ve özdeksel nesnelere duyulan (...) bu nedenle fetişizm olarak adlandıracağım inançlara" yöneltilen kınamada, soyut ve tinselci olduğunu savunan Hıristiyanlığın taşıdığı izler artık belirginleşmiştir. O zamandan bu yana, bu törelci ve usçu yananlamdan kopmaksızın, büyük fetişist eğretileme, ister Bantu boyları ya da isterse kendi nesne ve göstergelerinden ortaya çıkan modern büyük kent toplulukları söz konusu olsun, "büyülü düşünce" incelemesinin sürekli yinelenen öğesi olmuştur.

    Fetişist eğretileme, ilkel betimlemelerden miras alınan bir bağdaşma içinde, söylenleri, törenleri, güç, aşkın büyülü güç, mana (son değişikliğin bir olasılıkla libido olduğu), insanlara, nesnelere, kurumlara aktarılan, yaygın ve evrensel ama stratejik noktalarda bir araya gelen ve akışını birey ya da öbeğin kendi çıkarları doğrultusunda düzenleyebileceği güç bakımından çözümlemeye dayanır: Bu, tüm uygulayımların, hatta beslenme uygulamalarının bile temel amacı olacaktır. Canlıcı görüş böylece gelişir: Herşey bir gücün tözü, tehlikeli aşkmlığı ve kavranması arasında gelişir: Güç, ancak kavranılması durumunda yarar sağlayabilir. Yerliler, dünyaya veya öbeğe ilişkin deneyimlerini bu yaklaşımlara usçullaştırmıştır. İnsanbilimciler, yerlilere ilişkin deneyimlerini bu yolla usçulaştırmış, böylelikle yeni toplumların kendi uygarlıklarına yönelttiği temel soruyu savuşturmuştur.

    Bunlar, bizi ilgilendiren modern sanayi toplumlarımızda, eleştirel (liberal ya da marksist) incelemeyi, usçul bir insanbilimcinin düştüğü tuzakların aynısına düşüren bu fetişist eğretilemenin uzantılarıdır. "Mal fetişizmi" kavramı, bir "yalancı bilinç" ten, (veya, günümüzde, "yapay", libidoya ilişkin ya da saygınlık değerlerinin tapmana adanmış, nesneyle bütünleşmiş yeni nesne ve eşya "fetişizmi" içinde) karşılıklı takas değerlerine adanmış tapınca bağlı bir bilinçten başka ne anlama gelebilir - bu da bir yerlerde, yabancılaşmamış bir bilincin ülküsel görüntüsünü ya da nesnenin nesnel "gerçek" konumunu: Belki de kullanım değerini varsayar.

    Ortaya çıktığı her yerde, bu fetişist eğretileme bilinçli bir biriye veya bir insanın özünü, tüm Hıristiyan-Batı değerler dizgesinin temelini oluşturan bir usçul fizikötesini içerir. Marksist kuram, bu aynı insanbilime dayandığı izlenimi uyandırdığı yerde, ayrıca nesnel tarihsel çözümleme yaparak parçaladığı bu aynı değerler dizgesini, ideolojik olarak onaylar. "Fetişizm"in tüm sorunlarını, "yalancı bilinç"in üstyapısal düzeneklerine bağlamak, gerçek ideolojik çalışma sürecim incelemeye yönelik tüm olasılıkları yok etmek demektir. İdeolojik üretim yapıları ve biçimini kendi mantığı içinde incelemeyi yadsımak, aslında, kendini "eytişimsel" söylemin gerisinde, sınıf çatışkıları bakımından ideolojinin yaygınlaştırılmış üretimi içinde, dolayısıyla kapitalist düzenin kendisi içinde tutsak etmektir.

    Böylece, gerçek yaşamın genelleştirilmiş "fetişleştirilmesi" sorunu, bizi ideolojinin üretimine ve buradan da, üretici güçlerin daha geniş bir kuramı yönünde, altyapı ve üstyapının fetiş-kuramının patlamasına götürür, günümüzde, üretici güçlerin tümü, yapısal olarak anamalcı düzence içerilirler (bunlardan kimilerinin altyapısal -özdeksel üretim-, kimilerinin de üstyapısal -ideolojik üretim- olarak içerilmeleri söz konusu değildir).

    Şu ya da bu biçimde, bir yazgı, belirtmeyi amaçladığının yerine (büyü düşüncesine ilişkin üstdil) gizlice kendisini kullananlara karşı yönelen ve bu kişilerde bir büyü düşüncesinin kullanımını belirten "fetişizm") terimine bağlanır. Görünüşte, fetişizmi belki kendisi de her türlü isteğin temelinde yer alan sapkın yapıya, bağlayarak yalnızca ruhçözüm, bu kısır döngüden kurtulabilmiştir. Cinsler arasındaki ayrımı yadsımaya dayalı yapısal tanımıyla (fetiş-nesnenin klinik gerçeğiyle kullanımına eklemlenen) böylece kavranan terim, artık bir büyü düşüncesinin desteği olmaktan çıkar: Bir sapkınlık kuramının çözümsel kavramı durumuna gelir. Eğer toplum bilimleri alanında bu kesin tanımın eşdeğerlisini (benzerini değil), ruhçözümdeki sapkın yapı sürecinin ideolojik üretim sürecindeki eşdeğerlisini -bir başka deyişle, fetişleştirme sürecini, yapı bakımından yeniden oluşturmak amacıyla, her türlü büyüyü veya aşkın canlıcılığı (bunlar aynı anlama gelir), yapmacıklı bilincin ve aşkın bireyin usçulluğunu dışarlayan marksist "halkın uyuşturucusu" yeniden yazımı bile söz konusu olsa, eğretilemeli nitelik sunan fetişist "altın dana tapmcı"nı dışarlayan ünlü "mal fetişizmi" deyişini yadsmlıktan ("fetişizm" bir büyü düşüncesine ve "mal" da, sermayenin yapısal çözümlemesine gönderme yaptığından) kurtaran bir eklemleme - bulmak olanaksızsa, bu durumda, bu terimi ve kullanımını ortadan kaldırmak daha yerinde olur. Levi Strauss'un incelemesinin ardından, "totem" devrilmiştir ve yalnızca totem dizgesinin incelemesiyle bu dizgenin devrimsel bütünleşmesi bir anlam taşımaktadır. Toplumsal incelemeye de bu hem kuramsal hem de klinik temelden kopuşu kabul ettirmek gerekir. Fetişizmden yola çıkılarak, tüm ideoloji kuramı söz konusu edilir.

    Dolayısıyla, eğer nesneler bu şeyleştirilmiş, içlerinde bireyin kendi özdüşümünü yansıttığı ve yabancılaştığı güç ve mana ile donanmış varlıklar değilse ve eğer fetişizm bu yabancılaşmış fizikötesinden başka bir şeyi belirtiyorsa, gerçek süreç nerededir?

    Her zaman başvurulan kökenbilimsel yaklaşım burada işe yaramaz. Yansıtma ve kavrama, yabancılaşma ve yeniden benimseme çizemleri aracılığıyla, günümüzde bir güce, nesnenin doğaüstü bir özelliğine, dolayısıyla bireyin aynı büyüsel gücüllüğüne gönderme yapan "fetiş" terimi, ilginç bir anlambilimsel sapmaya uğramıştır. Çünkü, başlangıçta tümüyle tersi bir anlam; üretilmiş bir ürün, bir artefakt, bir görünüş ve gösterge çalışması anlamını içermekteydi. Fransa'da XVII. yüzyılda ortaya çıkan bu sözcük, "yapay" anlamı taşıyan ve Latince facticius'tan kaynaklanan Portekizce feitiço'dan gelir. "Yapmak", "göstergeler aracılığıyla öykünmek" ("sofuluk taslamak", vd. - machen ve to make ile yakınlık taşıyan maken'den gelen "maquillage" ["makyaj"] sözcüğünde de bu anlamla karşılaşılır) birinci anlamdır.

    Afeitar, "boyamak, süslemek, güzelleştirmek", afeite, "hazırlanma, süs, kozmetik", Fransızca "feint" ("yapmacık") ve İspanyolcada hechizo, "yapay, yapmacık, takma" sözcüğünün türediği hechar, "yapmak" İspanyolca feitiço ile aynı kökenden (facio, facticius) gelir.

    Fetiş nesnenin konumunun kökeninde, ve dolayısıyla etkili olduğu büyülenmenin bir yerlerinde de her alanda "yapaylık", hile, sahtelik görünümü, kısaca göstergelerin ekinsel çalışması ortaya çıkar. Bu görünüm, göstergelerin kullanımı yerine güçlerin kullanımını, ve gösterenlerin kuralları belirlenmiş düzeneği yerine gösterilenlerin aktarımının büyüleyici tutumluluğunu getiren tersine bir betimlemeyle (feitiço'nun sıfat olarak "yapay" ve ad olarak "büyülü nesne, sihirbazlık" anlamına geldiği Portekizcede bugün de ikisi de bir arada bulunmaktadır) giderek bastırılmaktadır.

    "Nazarlık" da, bir güç biriktiricisi olarak canlıcı anlayış içinde yaşanmış ve betimlenmiştir. Öncelikle göstergelerin damgasını vurduğu bir nesne olduğu gözardı edilir -bir nesneyi nazarlık yapan şeyler, bu nesne üzerine yapılmış el, yüz göstergeleri veya kabala harfleri ya da herhangi bir gökcisminin betisidir. Böylece, "fetişist" tüketim kuramı kullanıcı olarak gengüdümcüler kuramı içinde, heryerde nesneler güç dağıtıcısı (mutluluk, sağlık, güvenlik, saygınlık, vd.) olarak verilir ve alınır: Bu her yerde yaygın olan büyülü töz, bunların öncelikle gösterge, göstergelerin genelleştirilmiş bir düzgüsü, tümüyle saymaca (faictice, "fetiş") bir farklılıklar düzgüsü olduklarını unutturur ve gerçekleştirdikleri büyülü etki kesinlikle ne kullanım değerlerinden, ne de doğalarında bulunan "erdemlerinden" değil, buradan kaynaklanır.

    Eğer fetişizm varsa, demek ki bu, fetiş nesnenin yabancılaşmış kişi için bürüneceği gösterilenler fetişizmi, bir tözler ve değerler (ideolojik denilen) fetişizmi değildir - bu yeniden yorumlamanın (bu da gerçek anlamda ideolojiktir) gerisinde, bir gösteren fetişizmi, bir başka deyişle, nesne içinde "yapmacıklı", ayrımsal, düzgülü, dizgeleştirilmiş olanın söz konusu edilmesidir. Fetişizm içinde, tözlerin (ister nesnelerin isterse öznenin tözü söz konusu olsun) tutkusu değil hem nesneleri hem de kişileri yönlendirip kendisine bağlayarak bunları birlikte soyut bir kullanıma açan düzgünün tutkusu ortaya çıkar. İdeolojik sürecin temel eklemlenimi burada yer alır: Yabancılaşmış bir bilincin üstyapılardaki tasarımlarında değil, yapısal bir düzgünün her düzeyde genelleştirilmesindedir. Bu durumda, "mal fetişizmi", eski marksist dramaturjiye göre, şu veya bu nesne içinde bir varlık, çalışmasının türünden, amacından sapmış bir yatırımın (iş ve duygusallık), her türlü saygınlığından kopmuş bireyin yakasını bırakmayan bir güç biçiminde değil, bir soyutlama dizgesinin kısıtlayıcı mantığı içinde, bir biçimin (ticaret mantığı veya değiş tokuş eğer dizgesi) olumlu ya da olumsuz büyüleyiciliği (çift bileşenli) olarak yorumlanması gibi görünür. Burada bir istek, bir sapkın istek, düzgünün isteği, tam anlamıyla yadsıdığı, engellediği, gerçek çalışma sürecinden doğan tüm kısıtlılıklardan kurtulduğu bakımlardan göstergelerin dizgeliliğini amaçlayan bir istek ortaya çıkar aynı biçimde, fetişistin, fetiş-nesnesinde bir belirtinin, engelleyen, yadsıyan, cinsler ayrımından kurtulan bir belirtinin soyutlaması çevresinde sapkın yapı örgütlenir.

    Bu anlamda, fetişizm şu ya da bu nesnenin, şu ya da bu değerin (değerlerin liberalizasyonunun ve nesnelerin çokluğunun "olağan bir biçimde" bunları kutsal niteliklerinden arındırma eğiliminin çıkabileceği çağımızda, bu durumun yok olacağı beklenebilir) kutsallaştırılması değildir, bir dizge olarak dizgenin, bir dizge olarak malın fetişizmidir: Dolayısıyla, değiştokuş değerinin genelleşmesiyle aynı döneme denk düşer ve onunla birlikte yayılır. Dizgenin dizgeleşmesi ölçüsünde, fetişist büyüleme güç kazanır ve her zaman yeni, kesin anlamda ekonomik değiş tokuş değerinden (cinsellik, boş zamanlar, vd.) giderek uzaklaşan alanları kuşatırsa da, bu bir zevk, temel bir eğlence veya boş zaman takınağından değil, bu kesimlerin aşamalı (hatta oldukça hızlı) bir biçimde dizgeleşmesinden, daha açık bir anlatımla, bunların, değiş tokuş değerinin bu kez gücül nitelik taşıyan bütünsel dizgesi çerçevesinde birbirlerinin yerini alabilen değer-göstergelere indirgenmesinden kaynaklanır.

    Böylece, malın fetişleşmesi, somut çalışma sürecinden kopmuş ve başka bir çalışma türüne, bir anlamlandırma çalışmasına, bir başka anlatımla düzgülü bir soyutlamaya -farklılıkların ve değer göstergelerin üretimi-, bir düzgünün, asıl amacından saptırılmış her türlü istekle çevrili, gerçek çalışma sürecinden arınmış ve tamı tamına gerçek çalışma sürecini yadsıyan şeye aktarılmış bir dizgenin etken, olarak üretim ve yeniden üretim sürecine boyun eğen ürünün fetişleşmesidir.

    Büyülenme, tapınç, isteğe kapılma ve son olarak (sapkın) zevk, töze değil de dizgeye bağlansa bile, bu yine ünlü "para fetişzmi" içinde ortaya çıkar. Paranın (altın) büyüsü, ne özdekselliğinden ne de belli bir gücün (çalışma) veya belli bir gücül erkin elinde bulunan eşdeğerlisinden değil, dizgeselliğinden, bu gereç içinde kapalı bulunan gücüllüğünden, kesin soyutlamaları aracılığıyla tüm değerlerin bütünsel olarak yer değiştirebilmelerinden kaynaklanır. Parada "hayranlık duyulan" şey, soyutlama, göstergenin tümüyle yapay olmasıdır, "altın dana" ya da gömüt değil, "fetişleşmiş" bir dizgenin kendi içindeki yetkinliğidir. Bu, altının dışkıl özdekselliğine bağlanan cimrinin sayrılığıyla burada ideolojik süreç olarak tanımlamaya çalıştığımız biçimiyle fetişizm arasındaki tüm farklılığı ortaya koyar. Ayrıca, topluluk içinde nasıl nesnelerin doğasının ya da simgesel değerlerinin değil de, tamı tamına bunları yadsımak üzere yapılmış bir şeyin önem taşıdığını, aynı zamanda, bir terimden sürekli bir biçimde ötekine geçişin bireye, (kuşkusuz sapkın) isteğin gerçekleşmesinde engel taşımaksızın kapalı ve etkilenmeyen bir dünya kurmasına yardım eden, ortak çevrimin dizgeselliği olan bireyin hadımlık gerçeğini görmüştük.

    Günümüzde, malın bu "fetişist" mantığının belirgin bir biçimde örneklendiği ve ideolojik çalışma süreci olarak adlandıracağımız şeyi daha kesinlikle saptamaya olanak tanıyan bir alan vardır: Bu alan, bedenin ve güzelliğin alanıdır. Bunlardan her ikisini mutlak değerler olarak değil de (zaten mutlak güzellik ne olabilir?) bedenin özgürleşmesinin güncel tutkusu, günlük yaşamın her yerinde gündemin birinci sırasında olan güzellik takmağı olarak alıyoruz.

    Bu fetiş-güzelliğin, ruh etkisi (tinselci görüş), devinimlerin veya yüzün doğal çekiciliği, gerçeğin saydamlığı (idealist görüş) ya da anlatımsal çirkinlikle de dile getirilebilen bedenin "ekeliği" ile hiçbir benzer yanı yoktur. Hatta, güzellik örneklerine, yetkinci tutkuya ve güdümlü narsisizme bağlı Karşı-Doğa'dır. Yüz ve beden konularında mutlak Kurardır. Değiş tokuş değerlerinin genelleştirilmesi/beden ve yüz etkileri taşıyan göstergedir. Son olarak da, mesafeli ve bir disipline, göstergelerin toplu dolaşımına boyun eğen bedendir. Ayrıca makyajın perdelediği bedenin vahşiliği, bir moda çevrimine yönelik itkilerdir. Dışa yönelik bir yapabilme çalışmasını (geleneksel törebilimde olduğu gibi içsel bir yüceltim çalışması söz konusu değildir) yitirmeyi göze alan bu törel yetkinliğin gerisinde, itkilere karşı bir güvencedir. Bununla birlikte bu güzellik büyüleyici olduğu için, örneklerde tutulduğu kapalı, dizgesel, geçici olan içinde törenselleşmiş, simgesel bir değer taşımadığından büyüleyici olduğu için, istekle birlikte ortaya çıkar. Bu, kendisi içinde gösterge, büyüleyen im (makyaj, hesaplanmış bakışımlılık veya bakışımsızlık, vd.), isteğin nesnesi olan artefakt'tır. Oysa uzun ve özgül bir yapmacıklaştırma çalışmasına göre, göstergelerin varoluş gerekçesi, bir bütün oluşturmak, bedenin çalışma sürecine (bilinçdışının işleyişi veya bedensel ve toplumsal çalışma) ilişkin hiçbir şeyin kendini ele vermediği yetkin bir nesne oluşturmaktır: Bu fetişleştirilmiş güzelliği büyüleyici kılan, dizgeselliğini yadsıyan ve denetleyen şey, bu uzun soyutlama çalışmasıdır.

    Dövmeler, gergin dudaklar, Çinliler'in sakat ayakları -gözkapağı farı, fondöten, epilasyon, rimel- veya bilezikler, kolyeler, süsler, mücevherler, takılar: Tüm bunlar ekinsel düzeni beden üzerine yeniden yazmaya yarar ve güzellik etkisini de bu yaratır. Böylece erotik, kapalılığı ve mantıksal yetkinliği amaçlayarak, kendi kendine yeterek cinsgüdüselin türdeş bir göstergeler dizgesi (devimsel, devinim, amblemler, "beden armaları") içine yeniden yazılmasıdır. Ne cinsel (bir dış erekliliği söz konusu eden), ne de simgesel (bireyin bölünmesini söz konusu eden) düzen bu uyumu taşımaz: İster işlevsel isterse simgesel olsunlar, göstergelerden, soyut, eksiksiz, belirtilere bürünmüş ve bu bakımdan sapasağlam, sözcüğün temel anlamında makyajlı ("faict ve fainet"), dış belirlemelerden ve isteğinin iç gerçeğinden kopuk ama yine bu nedenle bir idol, ister başkalarının isterse kendisininki söz konusu olsun, sapkın istekli yetkin bir fallus gibi sunulan bir bütün oluşturmazlar.

    Levi Strauss, Caduveo ve Maoriler'de bedenin bu erotik çekiciliğinden, "sapkın bir incelikte arabesklerle baştan aşağı kaplı" bu bedenlerden, "zevkli bir kışkırtıcılık içeren bir şey" olarak söz eder. Ve yalnızca karmaşığın ne denli çekicilik (asıl anlamda) taşıdığını ve bunun ne denli markaya (takı, mücevher, parfüm) veya temelde aynı anlama gelen, bedenin parçasal nesnelerine (ayaklar, saçlar, göğüsler, kalçalar, vd.) bağlı olduğunu kavramak için Baudelaire'i anımsamak yeterlidir. Bu, iğdiş edilmeyle bölümlenen ve her zaman tehlikeli bir isteğin kaynağı olan cinsgüdüsel bütünün yerine bir kurgu, düşsel parçalardan oluşmuş bir artefakt, aksesuar ya da beden bölümlerinin (ama fetişleşmiş çıplaklıkta, tüm beden de parçasal bir nesne gibi görev yapabilir), bir düzgü içinde her zaman bir bütünleme veya kesitleme dizgesi içinde tutulan ve bu nedenle de erinç verici bir inancın olası nesneleri arasında yer alan fetiş nesnelerin tümü veya bir bölümünü getirmek demektir. İğdiş edilmenin bölünme çizgisinde, öğeler/göstergeler arasındaki ayrımı getirmektir. Ortadan kaldırılamaz karşıtlıkların, simgesel "sapma"nm yerine anlamlı farklılığı, göstergeler arasındaki biçimsel bölümlenmeyi getirmektir.

    Freud'a göre bu sapkın büyülenmeyi çocuğun ve hayvanın veya "kendi kendilerine yeten, sözcüğün tam anlamında yalnızca kendilerinden söz etmekten hoşlanan" ve "bu nedenle erkekler üzerinde, salt estetik gerekçelerden kaynaklanmayan... bunun yanı sıra ilginç ruhbilimsel salkımlara dayalı son derece büyük bir hayranlık uyandıran" kadınların yaptığı büyüleyici etkiyle karşılaştırmak çarpıcı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Ayrıca Freud, "çocuğun çekiciliğinin büyük oranda kendine yeterliliğine, ulaşılamazlığma dayandığını belirtir. Kediler ve av hayvanları gibi insanlara yönelik bir ilgi taşımayan kimi hayvanların çekiciliği konusunda da aynı durum söz konusudur..." Çocukta, hayvanda veya çokbiçimli sapkınlık (ve bir tür "özgürlük", buna eşlik eden libido özerkliği) taşıyan kadın çocuktan kaynaklanan çekiciliği, saptanıma, kısıtlı, örneklerle kuşatılmış "fetişist" bir sapkınlığı söz konusu eden güncel kitle-iletişimsel erotik dizgeye bağlı çekicilikten ayırmak yerinde olacaktır. Yine de orada burada aranan ve çekicilik içinde varlığı kabul edilen şey, her zaman gerek uyumlu "doğal' bir bölünmezlik biçimine (çocuk, hayvan), gerekse göstergelerin sağladığı bir uyarı ve yetkin bir kapalılık biçimine bürünen hadımlığın bir berisi ve bir ötesidir. Bizi büyüleyense, mantığı ya da iç yetkinliğiyle bizi köklü bir biçimde dışarlayandır: Bu bir matematik formülü, paranoyak bir dizge, bir taş çölü, yararsız bir nesne veya pürüzsüz ve çukursuz, aynanın ikiye ayırdığı ya da ikiye katladığı, sapkın özdoyuma adanmış bir bedendir. İsteği en iyi biçimde, kendini okşayarak, kendine yönelik erotik devinimlerle striptizci uyandırır.

    Burada bizim için özellikle önemli olan, güncel dizge içinde, güzellik aracılığıyla bütünsel ideolojik sürecin nasıl, göstergeler bütünü ve göstergeler üzerine çalışma olarak hem hadımlığın olumsuzlanması (sapkın ruhsal yapı) hem de toplumsal uygulayım ve iş bölümü içinde (ideolojik toplumsal yapı) parçalanmış bedenin olumsuzlanması olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bedenin ve saygınlıklarının modern anlamda yeniden bulgulanmasmm tekelci çağdaş kapitalizmle ve ruhçözümün bulgularıyla aynı döneme denk düşmesi de rastlantı değildir:
    1- Çünkü, bu buluş, beden aracılığıyla (yine de aynı şey söz konusu değildir) bireyin temel bölünmesini ortaya çıkarır; burada önemli olan, bu gözdağını savuşturmak, bireye (bilincin bölmediği birey) dayanak, yasallık, amblem olarak, bir ruh veya bir öz değil, kendisinin olan bir beden vererek onu yeniden diriltmektir. Artık yalnızca bir güzellik ve mutluluk sergileyecek biçimde işlev gören isteğin tüm olumsuzluğunun dışarlanması buradan kaynaklanır. Bu anlamda, bedenin güncel söylencesi, titiz çözümsel tanımı içinde fetişizme yakın olan düşsel usçullaşma süreci olarak tanımlanır. Sonuçta, sözde ruhçözümsel buluşların sonucu ve destekçisi olan bu "bedenin bulgulanması", çelişkili bir biçimde, tamı tamına bu buluşun içerdiği devrimci nitelikleri savuşturmaya yarar. Bedenin varlık nedeni, Bilinçdışmı ve etkilerini dışarlamak, Tek ve Türdeş Bireye, değerler ve Düzen Dizgesinin temel taşını kazandırmaktır.
    2- Bedeni bir iş gücü gibi kullanmaktan hoşnut olmayan tekelci kapitalizm bedeni çalışma, değiş tokuş, oyun sırasında çözmeyi, parçalamayı başardığından, tüm bunları bireysel gereksinimler, dolayısıyla denetimi altında üretici (tüketime yönelik) güçler olarak yeniden kullandığından -ve her düzeyde yatırımların üretici güç olarak devinime geçirilmesi, uzun vadede son derece köklü, hatta bütünsel toplumsallaşma içinde, gerçek yaşamın tüm kesimlerini göz önünde bulunduracak biçimde siyasetbilimin köklü bir biçimde yeniden yapılan tanımına göre-, işte bu nedenle Beden ile Güzellik ve Cinsellik, güdümbilimsel Bolluk ve Devrim'in özgürlüğüne kavuşturduğu yeni İnsan Haklarının doğurduğu yeni tümeller olarak kendilerini kabul ettirirler. Elinden alma, eyletim, değiş tokuş değerlerinin sınırsız yayılımıyla yönlendirilen ortak ve öznel değerlerin, yeniden elden geçirilmesi ve gösterge/değerler üzerine, rekabete dayalı sınırsız kurgu, her birey için ideolojik bir tapmak, kendi "yabancılaşmasının" tapmağı durumuna gelecek olan, Beden adı verilen görkemli bir varlığın kutsal nitelik kazanmasını gerekli kılar. Bu Beden çevresinde, kutsal hakkın temeli olarak baştan aşağı olumlulaşan özel İyelik, Bireyi yeniden canlandıracaktır.
    Aynı çalışma sürecine ve göstergelerin düzenlenmesine bağlı isteğe göre her zaman iki düzlemde işleyen ideolojide de bu durum geçerlidir (anlamlandırma ve fetişleştirme süreci). Göstergebilimle ideoloji arasındaki bu eklemlenişe biraz daha yakından eğileceğiz.

    Reklamlarda kullanıldığı biçimiyle çıplaklığın, "erotik tırmanışın", beden ve cinselliğin kitle iletişimce yeniden bulgulanması örneğini ele alalım. Bu çıplaklık, ilerici, usçul olduğunu savunur: "Bedenin gerçeğini", "doğal" gerekçesini, giysinin ötesinde tabuları, modayı yeniden bulduğunu ileri sürer. Gerçekte aşırı usçu olduğundan, cinsel ve simgesel gerçeğinin, çıplaklığın yapmacıksız kesinliğinde değil, tamı tamına, simgesel eşdeğerlisinin biröldürme, dolayısıyla her zaman iki yanlı nitelik taşıyan bir istek ve eşanlı olarak ölüm ve aşkın gerçek yolu çıplaklaştırmada (bkz. Bataille ["Savaş"]) yer aldığı bedeni görmezlikten gelir. Çağcıl ve işlevsel çıplaklık hiçbir biçimde ne bu iki yanlı özelliği, dolayısıyla ne de derin simgesel işlev taşımaz; çünkü cinsiyetle tümüyle olumlulanan bir bedeni bölünmüş, cinsellikle bölünmüş bir beden olarak değil, ekinsel bir değer, bütünlenme örneği, amblem, ahlak (veya aynı şey olan, oyuna dayalı ahlakdışılık) olarak gösterir. Cinsellik katılmış beden burada artık yalnızca olumlu yanıyla işlev görür:
    Olumlu yan;
    • - gereksinimi (isteği değil),
    • - doyumu (yoksunluk, olumsuzluk, ölüm, hadım edilme korkusu artık burada yer almaz),
    • - beden ve cinselliğe yönelik hakkı (yıkıcılık, bedenin ve cinselliğin toplumsal olumsuzlanması burada biçimsel bir "demokratik" istem: "Beden isteme hakkı" içinde kalıplaşmıştır) kapsar.
    İki yanlılık ve simgesel işlevden kurtulunduğunda, çıplaklık öteki göstergeler gibi bir göstergeye dönüşür, giysiyle ayırıcı bir karşıtlık içine girer. //Özgürleştirici,/ kararsızlıklarına karşın, artık giysiyle köklü bir karşıtlık oluşturmaz, yalnızca onun bir değişkesi durumuna dönüşür, modanın dizgesel süreci içinde, öteki değişkelerin tümüyle bir arada bulunabilir. Ayrıca günümüzde, her yerde çıplaklık bir "almaşıklık" içinde ortaya çıkabilir. "Fetişizmin konusu da, bu çıplaklık, (erosun veya ölümün çıplaklığı değil), göstergelerin ayrımsal düzeneği içinde kavranan çıplaklıktır: İdeolojik bakımdan işlev görebilmesinin mutlak koşulu, simgebilimin ortadan kalkması ve göstergebilime geçilmesidir.
    Biraz önce de söylendiği gibi, "bir kez simgesel işlevden kurtulunduğunda", gerçek anlamda "göstergebilime geçilmesi" söz konusu bile değildir. Aslında, simgesel işlevi çözümleme amacını, göstergebilimsel örgütlenimin kendisi, bir göstergesel dizgesi içinde kavrama taşır. Simgeselin bu göstergebilimsel çözümlemesi, tam anlamıyla ideolojik süreci oluşturur.
    İdeolojik sürecin temel çizgesi olan bu göstergebilimsel çözümlemeye başka örnekler de getirilebilir:

    Güneş: Tatil güneşi, Aztekler, Mısırlılar, vd. için güneşin sunduğu ortak simgesel işlevlerden hiçbirini taşımaz.Primitif inançlarda ya da köylülerin çalışmasında, güneş doğal bir güçte bulunması gereken karşıtlıkları -yaşam ve ölüm, iyilik eden ve katil- taşımaz. Tatil güneşi, tümüyle olumlu, mutluluk ve erinç kaynağıdır ve bu niteliğiyle güneş olmayanla (yağmur, soğuk, kapalı hava) anlamlı bir karşıtlık içindedir. Tüm karşıtlıkları yitirdiği anda, yine kesinlikle arı olmayan ayırıcı bir karşıtlık oluşturur: Bu karşıtlık, (olumsuzlanan öteki terim karşısında) Güneş'in yararına işler. Buradan yola çıkarak, bir karşıtlıklar dizgesi içinde ideoloji ve ekinsel değer olarak işlev görmeye başlar başlamaz, Güneş, Cinsellik niteliğiyle Güneşten Yararlanma Hakkı olarak (ideolojik işleyişine yaptırım uygulayan) ve gelenekler içinde, bireysel veya ortak "fetişist" bir takınak olarak toplumsal bir kurum içinde yer alır.

    Eril/dişil: Hiçbir varlık "doğası gereği" bir cinse bağlı değildir. Her bireyde cinsel karşıtlık (etkinlik/edilgenlik) vardır, cinselleşme, şu ya da bu cinsel organa bağlı mutlak bir terim olarak değil, her bireyin bedenindeki farklılık biçiminde ortaya çıkar. Sorun, buna "sahip olup olmamak" değildir. Ama bu karşıtlığın, bu köklü cinsel birleşim değerinin indirgenmesi gerekir, çünkü bu biçimiyle cinsel organların düzenleniminin ve toplumsal düzenin dışında kalır. Tüm ideolojik çalışma, burada da göstergebilimsel çözümlemeye, dirimbilimsel organ kandırmacası üzerine yayılmış (farklılık olarak cinselliğin, cinsel organların farklılığına indirgenmesi) ve özellikle işlevi, birinin öteki üzerindeki mutlak önceliği anlayışı içinde cinsleri ayırma işlevi taşıyan büyük ekinsel örneklere bağımlı kılınmış büyük bir eril/dişil - eksiksiz, ayırıcı ve birbirlerine karşıt cinsler- ayırıcı yapısı içinde bu indirgenemez gerçeğin dökümünü yapmaya dayanır. Eğer bu güdümlü yapılaştırma içinde bunların her biri cinsel konumla karışırsa bunun nedeni kendi cinsinden, bir başka deyişle toplumsal düzenin ideolojik ve siyasal temellerinden birisi olan cins ayrımı adına, kendi bedeninin erojen ayrımından daha kolayca sıyrılmak içindir."

    Bilinçdışı:
    Güncel bilinçdışı, kitleiletişimsel, göstergebilimsel nitelik edinmiş, sergilenen, bireyselleşmiş, "kişileşmiş"tir. Günümüzde herkesin bir bilinçdışı: Benim, Senin, Onun bilinçdışı "var"dır. Başlangıçta, yapısı ve işleyişi içinde yer alan, bilinç öznesini söz konusu eden bilinçdışmı, bilinçle yalın bir karşıtlık sunan bir terime indirgediği ölçüde -bütünü, bireyin (iyelik ekinin gösterdiği), bir başka deyişle, tümüyle bilinç öznesinin yararına- iyelik eki burada bir göstergebilimsel indirgeyici ve ideolojik etkileyicidir. "Yeniden bulgulanan" ve her yerde son derece yüceltilen bilinçdışı, kökensel anlamının tam tersi yönünde işleyecektir: Yapı ve çalışma niteliğinden, işlev/gösterge niteliğine, çalışma gücüne ve özerk, birleşmiş bir bireyin, bilinç ve özel iyeliğin sonsuz bireyinin sahiplenme nesnesine dönüşür. Bundan böyle: Herkesin kendi bilinçdışı, işletecek kendi simgesel madeni, kendi sermayesi! vardır. Ve kısa süre sonra: Bilinçdışına sahip olma hakkına, homo cyberneticus'nn habeas corpus*'una, bir başka deyişle kentsoylu özgürlüklerin her bakımdan kendileri dışında kalan ve bunları yadsıyan bir alana aktarılması gerçekleşecektir; bunun nedeni açıktır: Toplumsal denetim, indirgenemezin alanına aktarılmıştır. Bilinçdışmm Devrim'i, bilinç öznesinin yeni bir insancılığının serüveni olur ve fetişleşmiş, Cinsellik ve Güneş gibi göstergelerce bir zevk ve yetkin doyum hesabına indirgenmiş Bilinçdışmm bireyci ideolojisi aracılığıyla, her birey, toplumsal düzen, çalkantı ve tehlikeli Bilinçdışı çalışması yararına kendini yönlendirir ve denetler. Bilinçdışmm söylencesi, Bilinçdışı sorunlarının ideolojik çözümü niteliğine dönüşür.

    Bilinçdışının, bilinçle yalın bir karşıtlık oluşturan göstergebilimsel çözümlemesinin gerçekte bilince aşamalı bir bağımlılığı, bilinçdışmm, bilinç yararına indirgemeci bir biçimselleştirilmesini ve dolayısıyla kapitalist düzen ve değerler dizgesine bir ideolojik çözümlemeyi içerir.

    ______________________________________

    Bu ideolojik eleştiri denemesinin bir sonucu yoktur. Özetlemek gerekirse, bu incelemeden çıkarılacak çizgeler şunlardır:
    • 1- Ruhsal ve toplumsal yapı düzlemlerinde ideolojik işlemin türdeşliği, eşanlılığı. Buradan ne üst -ne de alt- yapıya ilişkin neden ve sonuç, ne de şu ya da bu alana, şu ya da bu varlığa ilişkin -nedensel uyumsuzluk ve ümitsiz örneksemeye başvuru sakıncasına düşülmeksizin- çözümsel ayrıcalık çıkarılamaz.
    • 2- İdeolojik çalışma incelemesi, her zaman gerçek çalışma incelemesini (bireyin bölünmesinde bilinçdışmm simgesel çalışma incelemesi, üretim ilişkilerindeki patlama içinde üretici güçlerin işleyişinin incelenmesi) çözümlemeyi amaçlar. Bu inceleme, her zaman göstergelerce gerçekleştirilen bir soyutlama, bir ayırıcı karşıtlıklar dizgesiyle değiştirilmesi incelemesidir (birinci aşama: Anlamlandırma incelemesidir), ama bu karşıtlıklar yansız bir nitelik sunmaz: Terimlerden biri adına sınıflanırlar (ikinci aşama: Ayrımlaşma incelemesi). Anlamlandırma her zaman ayrımlaşma (dil düzeyinde sesçil karşıtlıklar) varsaymaz ama ayrımlaşma her zaman anlamlandırmayı, karşıtlık ve simgebilimin indirgemeci işlev/göstergesini varsayar.
    • 3- Göstergelerce yapılan kesitleme, belirleme her zaman göstergelerin gerçekleştirdiği bir bütünselleştirme ve gösterge dizgelerinin biçimsel özerkliğiyle pekişir. Göstergelerin mantığı iç ayrımlaşma ve bütünsel türdeşleşmeyle işler. Yalnızca soyut, biçimsel,göstergelerden oluşan türdeş gereç üzerine yapılan çalışma bu kapalılığı, yetkinliği, ideolojinin etkinliğini sağlayan bu mantıksal aldatmacayı olanaklı kılar. Büyüleyici gücünü sağlayan da soyut, tüm çelişki ve bölümlemeleri kaynaştıran ve erotik dizge içinde olduğu denli değişim dizgesince gerçekleşen, en küçük malda bir bütün olarak var olan sapkın çekicilikte de karşılaşılan uyumdur.
    • 4- Bu soyut bütünleştirme, göstergelere ideolojik olarak işlev görme olanağını, daha açık bir anlatımla gerçek ayrımcılıkları ve yetkenin düzenini kurma ve sürdürme olanağını tanır.

    Kaynak : Cogito Yaz 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren: Necmettin Sevil
    Hayat bir izlektir...

  2. #2
    Kayıtlı Üye
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    1

    slm

    slm ben göstergebilimde karikatür acıklaması hazırlamam gerekıyor bu konuda yardımcı olur musunz?

+ Konu Cevaplama Paneli

Tags for this Thread

Yer İmleri

Yetkileriniz

  • Yeni konu açamazsınz.
  • Mesajlara cevap yazamazsınız.
  • Mesajlara dosya ekleyemezsiniz.
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.