40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu

Geri git   40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu > Gülümse - Düşün - Taşın - Öğren > Bilgi Deposu > Yazarlar

Yazarlar Kalem ustaları

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Biçim
Eski 19-02-2008, 17:48   #1 (permalink)
40dk Nöbetçi
 
izlek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 30
Mesajlar: 120
Varsayılan Pablo Neruda

Latin Amerika’nın büyük yüreği...

Yirminci yüzyılın önde gelen şairlerinden biriydi o. Diktatörlüğün, katliamların, sefaletin, acıların ülkesi Şili’de doğup, yine o çok sevdiği ülkesinde yaşama veda eden Pablo Neruda şiiri barışın bir parçası olarak görür ve “Şair barıştan doğar. Şiiri hiç kimse öldüremez. O, kedi gibi yedi canlıdır” derdi.

Volodia Teitelboim tarafından kaleme alınan yaşam öyküsünde ünlü halk ozanını yakından tanıma şansına sahip oluyoruz.

Asıl adı Ricardo Neftali Reyes Basoalto olan Pablo Neruda 12 Temmuz 1904’de Şili’nin Perral kentinde dünyaya geldi. Annesi Rosa Neftali Basoalto öğretmen, babası Jose del Carmen Reyes ise demiryolu işçisiydi. Evlendiğinde 38 yaşında olan Rosa Neftali Basoalto oğlunu dünyaya getirdikten tam iki ay iki gün sonra 14 Eylül 1904’de, 39 yaşında yaşama gözlerini yumdu. Neftali Reyes ilk ve ortaokulu Temuco’da okudu. Tam bir kitap kurduydu; önceleri bir solukta okuduğu çizgi romanlar zamanla yerlerini Diderot’lara, Viktor Hugo’lara bıraktı. İlk şiir denemeleri Temucolu bir nalbantın kızı olan Blanca Wilson’a yazdığı aşk mektuplarında yer aldı. Gerçekte kıza âşık olan ise en yakın arkadaşıydı. Ancak duygularını bir türlü doğru düzgün dile getiremiyordu. Bu yüzden Neftali’nin yardımını istemişti. Anılarında ve şiirlerinde aşklarına ve duygusul yaşamına geniş yer veren Neruda’nın “Yirmi Aşk Şiiri” adlı kitabı Latin Amerika’da aşklarını ilan etmek isteyen herkesin yararlandığı bir kitap oldu.

Gelecekte onun dünyanın en ünlü şairlerinden biri olacağını ilk söyleyen kişi Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ünlü kadın şair Gabriela Mistral’di. O dönemlerde Temuco’da yaşayan şair, Neruda’nın şiirlerini okuduğunda şöyle demişti:

“Hastaydım. Şiirlerinizi okumaya koyuldum ve bu beni iyileştirdi. Emin olun, siz gerçek bir şairsiniz. Şimdiye dek böyle birşeyi kimseye söylemedim.”

Neftali Reyes’in Rus edebiyatını yakından tanıması ve sevmesinin nedeni de yine Gabriela Mistral’di. Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Çehov’u o dönemlerde okumaya başladı. Mistral’in yüreklendirici sözleri Neftali’ye güç ve cesaret vermiş, şiirlerini defterlere sığdıramaz olmuştu.İlk edebiyat ödülünü 15 yaşındayken Cauquenes kentinde düzenlenen Çiçek Bayramı sırasında yapılan yarışmada kazandı.

Neftali’nin şiir sevgisi artık bir tutku halini almıştı. Babası ise bu durumdan hiç de hoşnut değildi. Ona göre Neftali’nin matematik notlarının düşük olmasının tek nedeni şiir tutkusuydu. Oğlunun doğru düzgün bir meslek sahibi olmayıp “ne işe yaradıkları belirsiz şairlerden biri olması” korkusuyla işi şiir defterlerini yakmaya dek götürüyordu. İşte bu nedenle Neftali artık çeşitli dergilerde yayımlanan şiirlerinde takma isim kullanma kararı aldı. Bir dergide imzasını gördüğü Jan Neruda’nın soyadı kulağına hoş geldi, Pablo adını ise çok severdi. Böylelikle şiirlerini Pablo Neruda adıyla yazmaya başladı. 35 yaşından sonra da nüfus kaydından Neftali Reyes’i sildirecek Pablo Neruda adını resmileştirecekti.

Şairliğini babasından gizlemeyi başarmıştı. Şimdi de kendisine uygun bir meslek bulması gerekiyordu. 1921’de Santiago Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yazıldı. Böylelikle mesleği ve şairliği arasında bir bağlantı kurabilecekti. Üniversite yaşamı Neruda’nın ufkunu daha da genişletmiş, şiire olduğu dek siyasete de ilgisi artmıştı. Bu dönemde çeşitli devrimci gösterilere katıldı. O zamana dek şiirlerinde aşk, yaşama sevinci ve hüzün yaşanırken artık siyasete de yer veriyordu.

Kitaplarından ilki olan “Akşam Alacası” 1923’de yayımlandı. 1923’den 1927’ye dek “Tutkulu Sapancı”, “Yirmi Aşk Şiiri”, “Umutsuz Bir Şarkı”, “Sonsuz İnsanın Girişimi”, “Halkalar, Yerleşik Adam ve Umudu” adlı şiir kitapları ve romanları yayımlandı. 1927’lerde Neruda artık tanınmış bir şairdi. Meslek olarak da diplomatlığı yeğledi ve dışişleri görevlisi olarak Birmanya’nın başkenti Rangoon’a gitmek üzere Baden adlı gemiye bindi. Rangoon’dan sonra bu görevi Kolombo’da, Batavia’da, Java ve Singapur’da devam ettirdi. Kaldığı ülkelerin büyük çoğunluğu Hollanda ve İngiliz sömürgecilerinin egemenliği altındaydı. Şair, bu ülkelerdeki ulusal kurtuluş hareketleriyle ilişkiye geçti. Birmanya’dan Seylan’a geçerken “Dul Erkeğin Tangosu” adlı şiirini kaleme aldı.

Seylan’da da yoksulluk, parasızlık ve sıkıntılar peşini bırakmadı. Seylan’dan Batavia’ya, ardından Kalküta ve Java’ya geçti. Ünlü, “Yeryüzünde Konaklama” kitabını bu dönemde bitirdi.

15 Aralık 1930’da babasına Hollandalı Maria Antonieta Agenaar ile evlendiğini bildiren bir mektup yazdı. Artık çok mutluydu. 1932’de Şili hükümeti ağır ekonomik kriz nedeniyle kimi konsolosluklarını kapamak zorunda kalınca Neruda da Şili’ye geri dönmek zorunda kaldı. Bir süre çeşitli bakanlıklarda memur olarak görevini sürdürdü. “Yeryüzünde Konaklama” kitabının ilk cildi basılmış, ikinci cildini ise yazmaya başlamıştı. 1933’de Buenos Aires’e konsolos olarak atandı. Aynı dönemde Federico Garcia Lorca ile dostlukları başladı. Kendini Arjantin’deki edebiyat ortamının içinde buldu.

Devlet memurluğunun getirdiği monotonluğu bu toplantılarla gidermeye çalışıyordu. Evliliği ise kötü bir döneme girmişti. Yine de Neruda bir çocuğu olsun istiyordu. 1934’te kızı dünyaya geldi. Bu doğum Neruda’yı başlangıçta çok mutlu etse de, kısa sürede acı haberi doktorlardan öğrendi. Kızının beyin zarları ve karıncıkları içinde su toplanmaktaydı. Bu nedenle ışığa dayanamamaktaydı ve çok kısa süreceği belli olan ömrünün kalan bölümünü karanlık bir odada geçirmek zorunda kalacaktı. Buenos Aires’ten sonra Barcelona, ardından 1935’de Madrid konsolosluğuna atandı. Çocuklarının acısı Neruda ve eşini birbirinden daha da soğutmuştu. İşte bu sırada karşısına Delia del Carril çıktı. Ve bu birliktelik evliliğine son noktayı koymasına neden oldu. Eşinden boşandı ve kendisinden yirmi yaş büyük Delia ile yaşamaya başladı.

Madrid’e geldikten bir süre sonra adı İspanyol şairleri arasında anılan Neruda’yı iç savaş dönemi çok etkilemişti. 1936’da dostu Lorca trajik bir biçimde öldürülürken, o İspanya’da cumhuriyetçiler yararına çalışıyordu. İlk büyük siyasal şiirlerini bu dönemde yazdı. Aynı dönemde İspanya cumhuriyetini korumak için yapılan mücadeleye katıldığı gerekçesiyle Madrid konsoslosluğu görevinden alındı. 1937’de Paris’e yerleşti. Burada arkadaşı şair Cesar Vallejo ile birlikle İspano–Amerikan Yardım Grubu’nu kurdu. Dünya Ozanları İspanya Halkını Savunuyor adlı bir dergi çıkardı. Ardından Valence Yazarlar Kongresi’ne katılmak üzere Madrid’e gitti ve kongrede üstlendiği görev nedeniyle Şili’ye döndü. “İspanya Kalbimizde” adlı yapıtını burada yayımladı. Hemen ardından “Evrensel Şarkı”yı yazmaya başladı. 1938’de babasını kaybetti. Aynı dönemde Isla Negra (Kara Ada) adını verdiği, Büyük Okyanus kıyısındaki evi satın aldı. İlk satın aldığında iki oda, bir salon, mutfak ve banyodan ibaret olan evi zamanla bir malikaneye dönüştürdü.

1940 yılında bu kez Meksika başkonsolosu olarak görevlendirildi. “Yeryüzü Şarkısı” adlı kitabının taslağını burada hazırladı. 1943’de tekrar Şili’ye döndü. 1945’in mart ayında senatör seçildi, aynı yılın temmuz ayında Şili Komünist Partisi’ne girdi. 1948’de Şili hükûmeti tarafından komünizm yasadışı sayılınca senatörlük görevi de sona erdi ve Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldı. 1953 yılında gerçekleşen hükûmet değişikliği üzerine ülkesine dönünceye dek siyasal mücadelesini, yurt dışında, çeşitli ülkelerde sürdürdü. Bu dönemde “Yeryüzü Şarkısı” adlı kitabını yayımladı. 1970 seçimlerinde Salvador Allende’nin seçim kampanyasında yer aldı. Yakın dostu ve mücadele arkadaşı Allende cumhurbaşkanı olduktan sonra Şili’nin Paris büyükelçiliğine atandı. 21 Ekim 1971’de Paris büyükelçiliği görevini sürdürürken Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Neruda, Fransa’da ülkesini temsil ederken Nobel Ödülü alan ikinci şair - büyükelçiydi. İlki ise ona şairlik yolunda büyük destek veren Gabriela Mistral’di. Haber üzerine Şili’de yer yerinden oynamış, tüm mahallelerdeki evlere bayraklar asılmış, adeta bayram havası esmişti.

Neruda’nın diplomatlık mesleği Paris’teki bu göreviyle sona erdi. Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle sağlığı giderek bozulmaktaydı. Ülkesine döndü ve Kara Ada’ya çekilerek şiirlerini yazmayı, dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerle görüşmeyi, siyasal fikirlerini tartışmayı sürdürdü. 11 Eylül 1973’te gerçekleşen askeri darbeden oniki gün sonra, 23 Eylül 1973’te, Delia del Carril’den ayrıldıktan sonra evlendiği ve çok sevdiği eşi Matilde’nin yanında öldü. İyi bakılması durumunda beş-altı yıl daha yaşayabileceği söylenen Pablo Neruda’nın ölüme bu denli erken yenilmesinin nedeni, Şili’nin içinde bulunduğu duruma ve Allende’nin trajik ölümünün acısına dayanamaması olabilir miydi? Ölümünden üç gün öncesine dek “Yaşadığımı İtiraf Ediyorum” adlı anı kitabını yazan Neruda’nın yapıtlarından kimileri ise şunlar:

“Üzümler ve Rüzgar”,
“Temel Odlar”,
“Taşkın Dalga”,
“Şili’nin Taşları”,
“Tören Şarkıları”,
“Kara Ada Defteri”


Çağan Şanad - Bütün Dünya


__________________
Hayat bir izlektir...
izlek isimli üye şimdilik online (bağlı) değildir.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yer İmleri

Etiketler
neruda, pablo, şair, şiir

Seçenekler
Biçim

Yetkileriniz
Yeni konu açamazsınz.
Mesajlara cevap yazamazsınız.
Mesajlara dosya ekleyemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Forumlarımızdaki tüm saat ayarları Türkiye saatine göre düzenlenmiştir. Şu an saat : 10:52 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Türkçe : www.40dk.com | ARAF |
Tüm hakları 40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu | web sitesine aittir.İzinsiz alıntı yapılamaz.Ad Management by RedTyger