Rahatsızlıklar ve İhmaller
Dokuz yaşındaki Jessica’nın yemeğiyle oynadığı, okuldaki eğitmenin dikkatini çekmişti. Çocukla birlikte bir çözüm bulma çabaları boşa çıktı. Eğitmen, çocuğun garip bir şekilde cezalandırılmayı beklediğini gözlemledi. Cezalandırılsa mutlu olacak gibi görünüyordu. Jessica ikileme düşmüştü. İkisi ikiz olmak üzere kendinden küçük dört kardeşi vardı. En büyük çocuk olarak evde hiç ilgi görmüyordu. Kişiliğini geliştirebilmesi ve her şeyden önce bir kişilik oluşturabilmesi için gerekli olan sevgi dolu yaklaşım, sıcaklık ve kendisine güven gösterilmesi gibi şeylerden mahrumdu. Jessica daha önceki davranışlarından şunu anlamıştı: Ne zaman etraftakileri rahatsız ederse o zaman dikkati çekiyordu. Jessica’nın az bir kısmı bedensel, büyük bir kısmı ruhsal olmak üzere pekçok cezalandırılma deneyimi vardı. Anne-babası onu azarlıyor, odasına kapatıyorlardı. Yemek sırasında bir yaramazlık yaparsa, yemeğini ayrı bir küçük masada, hiç konuşmadan yemek zorundaydı. Tabağındakileri tamamen bitirene kadar masada oturması gerekiyordu. Bazen saatlerce tabağının başında oturuyordu.
Bir eğitmen anlatıyor; “Jessica sürekli tepeleme dolu tabak ister. Ama onu bitiremeyeceğini bilir. Bu bizi tabii ki üzüyordu. Şimdi kendisine, yerse daha fazlasını isteyebileceğini söyleyerek daha küçük porsiyonlar veriyoruz. Şimdi de yemeğiyle oynuyor ve bizi yine çaresiz bırakıyor.”
Hiçbir ilgi göremeyen, duygusal ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar, kendilerini ihmal edilmiş, yalnız bırakılmış ve desteksiz hissederler. Bu çocuklar ilişki kurmayı, negatif ve rahatsız edici davranışlarla sağlarlar. Böylece odak noktası olurlar. Ceza alırlar, ama bu onlar için -çelişkili olmakla birlikte- gerçi acı verici olmakla birlikte, kesinlikle kendilerine bir yakınlık gösterilmesidir. Cezalandırma bu çocuklarda aşağılanma, küçük görülmüş olma duygularını uyandırarak öç alma ve misilleme yapma fantezileri kurmalarına zemin oluşturur. Çocuk, anne-babasının veya pedagoji uzmanının kendisini cezalandırmasını ister, çünkü onları bu nedenle “sen kötü bir annesin”, “sen ceza vermekten başka hiçbir şey yapamazsın” diye suçlar. Cezalandırılarak cesaretleri kırılan ve kısıtlanan çocuklar “insan eğer olumlu ve yapıcı davranırsa, odak noktası olarak kalamaz” diye bir kanıya sahip olduklarından, çatışmaların yapıcı bir şekilde çözülmesine güçlükle razı olurlar.
Bazı çocuklar da; bilinçli olarak ve kendileri öyle inandıkları için değil de, sadece etrafa ne kadar yapıcı olduklarını göstermek ve sevgi, saygı’görmek için birlikte çözüm aramaya razı olurlar. Bunu kendi kanaatleri böyle olduğu için değil, başkaları tarafından sevilmek için yaparlar.
|