40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu

Geri git   40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu > Eğitim - Öğretim > Eğitim-Öğretim Dünyası > Çocuk-Ergen Gelişimi ve Eğitimi > Çocuk ve Ergende Sınırlamalar

Çocuk ve Ergende Sınırlamalar Çocuk ve Ergen Gelişim ve Eğitiminde Sınırlamalar , Yasaklar...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Biçim
Eski 12-01-2008, 10:16   #1 (permalink)
Kayıtlı Üye
 
gulumse - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 24
Varsayılan Miras Alınan Görüşler Körleştirir

İnsanın belirli fikirlere saplanıp kalması “Ben daima şöyle yaparım…”, “Ben… olmasına izin vermem” gibi değerlendirmeleri, sadece çocuklar için bir ayrıcalık oluşturmaz, aynı zamanda yetişkinlerin de olayları yapıcı bir şekilde değiştirmelerini sağlayacak şansa kavuşturacak görüş geliştirmelerine de engel olur.Ben; anne-baba, eğitimci ve öğretmenlere verdiğim tavsiyelerimde çocukça hata ve davranışların nedenlerini soruşturmak yerine, asıl konu üzerine gidilmesine önem veririm. Çocuklar bildikleri gibi davranırlar ve yetişkinler de bu davranışları değerlendirirler. Burada dikkati çeken; ebeveynleri rahatsız edenin çocukların davranış biçimi değil, ebeveynlerin bu davranış biçimi hakkındaki düşünceleri olmasıdır.

Hepsi altı yaşında olan Heiko, Martin, Niko, Paulo ve Ronald yuvanın en yaramazlarıydılar. Eğitimcilerden biri; sabahları yuvanın önünde birbirlerini bekleyip, yuvaya Western kahramanları gibi girdiklerini söylüyordu. Grup olarak bir araya gelir gelmez, yaramazlık yapmaya, bağırmaya, kudurmaya, “tiyatro” yapmaya başlıyorlardı. Gürültülü ve hareketli; hayır değil, çok gürültülü ve dinamikten de öte bir biçimde büyüklerin kulaklarını ve sinirlerini harap ediyorlardı. Eğitimcilerin “Biraz daha yavaş olamaz mısınız?” gibi dikkatli uyarıları, gürültü patırtı arasında boşa gidiyordu. “Böyle davranmaya devam ederseniz, yuvadan atılırsınız!” tehditleri ise, Heiko ve çetesinin daha önceden duymaya alışkın oldukları ama hiçbir zaman yerine getirilmeyen sözlü uyarılar olduğu için, bu tehditleri hiç ciddiye almıyorlardı. Gerçekten biraz frenlendikleri anda da, mavi ve kahverengi gözler eğitimciye dikiliyor ve erkek kediler gibi homurdanmaya başlıyorlar, atılma tehditleri hemen unutuluyordu. Unutmadıkları tek şey, daha şiddetle azmaya devam etmekti. Yuvadakilerin adlandırmalarıyla, bu “beşli çete” birbirleriyle yeterince dalaştıktan, ortalığı birbirine kattıktan sonra, diğer çocukları da bu gürültülü ve darbeli oyuna çekiyorlardı. Özellikle kızlar çelişkiye düşüyorlardı. Bir yandan onların yaramazlık ve saldırganlıklarından şikayetçi oluyor, öte yandan bu oyunun içine çekilmeyi heyecan verici buluyorlardı.

Çocuk yuvasının yöneticisi Pamela Schneider durumu anlatırken “Beni çıldırtıyorlar! Korkunç yaratıklar onlar” diyordu.

“Çocuklar sizi bu derece sinirlendirdiklerinde ne yapıyorsunuz?” diye sordum.
Gözlerini kıstı, kaşlarını çattı, sesinde sabırsız bir tını vardı. “Aslında ben de suçluyum” dedi.

“Çocuklar sizi çok sinirlendirdiğinde; onları bana gönderin. Belki onlarla birlikte bu probleme bir çözüm buluruz. Çocuklar bundan sonra da sinirlenmenize neden olursa, size yardımcı olamam.”

Başını söylediklerimi reddedercesine şiddetle salladı. “Ama beni anlayın, onlar korkunçlar. Nasıl olduklarını anlamak için onları bir kez görmeniz yeter!”

“Sizde korkunç izlenimini nasıl uyandırdılar?” diye sorduğumda Bayan Schneider gülümseyerek bana onların şeytanlıklarından bahsetti. Gözleri sanki sevgilisinden bahsediyor gibi parlıyordu.

“Çocukları seviyorsunuz galiba.”

“Evet, sadece bu kadar korkunç olmadıkları zaman!”

Bayan Schneider’in çalışma arkadaşı yardım arar gibi bakarak “Artık ne yapacağımı bilmiyorum. Bize ne isterlerle onu yapıyorlar” dedi.

İkisine birden bakarak “Çocuklar sizin için birer hediye. Bir şeyler isteyen bir hediye” dedim.

İkisi birden başını salladı. Bayan Schneider gözlerini incecik bir çizgi halinde kıstı. “Bu cins hediyeden vazgeçebilirim” dedi.

“İnanmıyorum. Bu beşli çeteyi bir kere de bir hediye olarak kabul edin.”

“Bu çocuklardan bir şeyler öğrenebileceğimi, yeni deneyimler yaşayabileceğimi mi söylemek istiyorsunuz?”

“Aynen öyle düşünüyorum!” İkisi birden meraklandılar. Davranışları bu heyecanlarını açığa vuruyordu. “Evde hediyelerinizi nasıl paketlersiniz?” dedim.

Pamela Schneider düşündü. Cevabını geciktiriyordu. “Benim için önemli olan büyük bir fiyonktur.”

“Hangi renk?”

“Koyu kırmızı” deyince, iş arkadaşı Sonja Ehler gülümsedi. Ses tonu biraz diğerine inat yapar gibi bir hava taşıyordu. “Benim fi-yongum mavi olmalı” deyip; kısa bir sessizlikten sonra “Ama bu konuştuklarınızın anlamını artık bize söyleyin” dedi.

“Bu beşli çeteyi fiyonklarla paketleyeceğiniz hediyeler olarak düşünün.”

İki eğitimci de gülümsemeyi bıraktılar. “Doğru mu?” gülümsemelerine şüphe karışmıştı.
“Yarın sabah beşli çetenin saçlarında sizin istediğiniz gibi kırmızı ve mavi fiyonklarla yuvanın önünde durduklarını düşünün ve bunlar benim hediyelerim deyin.”

“Eğer yardımcı olacaksa, neden hayır diyelim” sözleriyle; kendilerini değişik bir bakış açısına yöneltecek bu hayal oyununu ertesi sabah oynamaya başlayacaklarını belirttiler.
Ertesi sabah Pamela Schneider ve Sonja Ehlers yuvanın giriş bölümündeki cam kapıdan dışarıyı seyrediyorlardı. Daha sonra anlattıklarına göre, ilk kez bu konuyu eğlendirici buluyorlardı. Sonja Ehlers “Gerçekten ne olacağını merak ediyorduk. Zaten bundan daha kötü olmasına imkan yoktu” diyerek o anda ne düşündüklerini hatırlattı.

Beşli çete toplanmıştı. Niko ve Ronald en son geldiler. Sonja Ehlers gülümseyince Pamela “Neyin var?” diye merakını belirtti.

“Heiko’da bir fiyonk var., ve Paulo” eliyle ağzını kapatmıştı. İnanılmaz bir gülücükle “Düşünebiliyor musun saçlarında fiyonklar var.. Saçlarında gerçek fiyonklar var..”
“Hem de benimki koyu mavi.. Heikonın saçlarına da çok yakışmış. Gerçekten çok tatlı görünüyor..”

Memnuniyet belirten kahkahalar içindeydi. Heyecandan sanki yere yığılacak gibiydi.
Beşli çete hareketli geçecek bir sabahın sevinci içinde yuvaya giden yolda ilerliyorlardı. Sevgili egitimcileriyle bilinen oyunun değişik bir şeklini deneyeceklerdi. Sonja Ehlers “Hediyelerimiz geliyor, onları karşılamalıyız” dedi.

“Saçlarındaki fiyonklarla gerçekten çok tatlılar..” Memnun, heyecanlı ve tamamen yumuşak bir yaklaşımla beşli çetelerine doğru yürüdüler. Öte yandan biraz gergindiler.
“Bir şey mi oldu?” Paulo sordu.

“Niye bu kadar neşeli görünüyorsunuz?” diye Niko düşünceli devam etti. Heiko da şimdiye kadar yuvaya girdiğinde sinirli ve gergin yüzlerle karşılaşmaya alışık olduğundan gördüklerine inanmak istemiyordu.

Beşi de sırtlarının dostça patpatlanmasını memnuniyetle karşıladılar. Hepsi de şaşkın görünüyordu. Birbirlerine bakıyorlardı. Alışkın oldukları uygulamalar bugün ortadan kalkmış görünüyordu. Eğitimciler beş çocuğa sorumluluklarına daha sıkı bağlanmalarını sağlamak için ödevlerini derhal ve istekle dağıttılar. Ronald “Bugün bir değişiklik var” diye düşünürken, kafasında bir şeyler ölçüp biçiyor ve bu duruma gülmesi mi, üzülmesi mi gerektiğini henüz anlayamıyordu.

Sabah böylece, eğitimcilerin şimdiye kadar hayal bile edemeyecekleri biçimde geçti. Bir süre sonra beşli çete koşuşmaya başlayınca; Pamela Schneider yaramazlıklarını başka gözle değerlendirdi. “Ben sizi başlarınızda fiyonklarla kabul ediyorum. Ve şimdi bu oyuna belli bir süre katlanabilirim.” Ve Sonja Ehlers “Nasıl olsa bir gün bu yaramazlıklara kendiliklerinden son verecekler” diye düşündü.

Bu olay; alışılmadık bir teknikle nasıl sınırlar koyulabileceğini, olaylara başka bir açıdan baktığımızda onları nasıl farklı değerlendirebileceğimizi gösteriyor.

Anne-babalar çocuklarına genellikle sınırlı ve olumsuz bir açıdan bakarlar: “Sinirlerimi mahvediyorsun…” gibi.

Problemlerin nedenleri, konuyla doğrudan ilgisi olmayan kişilere bağlanarak, insan bu kişilere bağımlı hale gelir. İnsan kendine önce çocuklar ve onların davranışlarına dair bir resim oluşturur ve sonra gerçekleri bu önceden hazırlanmış çerçeveye oturtmaya kendini zorlar. “Rahatsız edici”, “göze batan”, “saldırgan” gibi çerçevelendirmeleri çocukların kırmaları çok zordur. Ve bu çerçevenin ve günlük alışılmış kızgınlıkların dışında hiçbir şey artık ciddiye alınmaz. Ebeveynler çocuklarından, pedagoglar da öğrencilerinden ayrıntılı tanımlamalarla; daha ziyade “hiperaktif, hayal kurmaktan aciz, dikkati dağınık, oyun oynamaktan aciz” gibi damgalamalarla şikayetçi olurlar.

Böyle tanımlamalar yapıldığı zaman “Çocuğunuzdan ne bekliyorsunuz?” veya “Öğrenciniz hangi konularda güçlü?” diye soruyorum. Şikayetçi olanlar genellikle şaşkın bakıp, uzun süre susuyor ve bu kadar çabuk cevap veremem diyerek düşünmek için zaman rica ediyorlar.

Bazı yetişkinler kendilerini alışılmış değerlendirme kalıplarına yakalanmış hissederler ve bunlardan vazgeçmeyi küçümserler. Bakış alanını genişleterek, kişi çocuğun tüm kişiliğini, şimdiye kadar kör gibi bakılan bütün ayrıntılarıyla göz önüne sermesini sağlar.

-Daha önce işaret ettiğim gibi, pek çok yetişkin ve anne-baba; davranışları, gördükleri gibi değil de bu davranışlar hakkında kafalarında var olan inanışlar temelinde değerlendirirler. Örneğin insan kendine zarar vermez, insan kötü söz söylemez, insan dişlerini fırçalar gibi. Eğitimciler, yukarıda belirtilen durumlarda çocuğun itiraz vb. gibi davranışlarını ve bu şekilde başlayan zararlı saldırganlıklarını reddederler. Onlara göre bu davranışlar, mesleklerinde olmasını istedikleri şeylere terstir. Haklı olarak birbirleriyle dengeli ve karşılıklı saygıya dayalı yapıcı bir ilişki isterler. Uyumu bozan her davranış olumsuz kabul edilir, reddedilir, durdurulmaya çalışılır, tedbir alınır. Ve Yaramazlık yapan her çocuk belirli bir çerçevede değerlendirilerek, bir yere koyulur. Bu çocuk bu belli değerlendirmenin dışına çıkma şansına sahip olamaz. Kişiliğinin olumlu, yapıcı ve sosyal yönleri gözardı edilir.

-Gerçeğe bakışlarını suçu farklı dağıtacak şekilde değiştirmezler. “Aslında sorunlu olan çocuk değil, çocukla ilgilenen yetişkinlerdir” anlayışına uygun davranmazlar. Pedagogların, kendi uygulamalarındaki perspektiflerini değiştirmeleri gerekir sonucuna varıyorum. Böyle bir değişiklik, gerçeği farklı biçimde, örneğin olumlu değerlendirme, sorun oluşturabilecek çatışmalara yeni çözümler bulma olanaklarını sağlar.

Pratik ve çözüme yönelten bir davranış biçiminin başlangıç noktası; çocukların nasıl becerebiliyorlarsa öyle davrandıklarını, burada ve hemen kabul etmektedir. Çocukların davranışlarını nelere göre hangi oyunun kurallarına göre yaptıklarını bilmek çok şey ifade eder. Buradan da; eğer çocukların göze batan davranışlarının nedenleri, kişinin müdahale edebileceği alanın dışında kalıyorsa; o zaman çocukların bu rahatsız edici davranışlarını değiştirmek çok zordur sonucuna varılır.

Eğer kişi kendini bir sistemin, örneğin ebeveyn-çocuk ilişkisinin bir parçası olarak gördüğü kadar, aynı zamanda bir oyunun da parçası olarak görürse; çözüm olanakları kişinin avucunun içinde demektir. Artık içinde bulunduğu veya çocuğun ulaştığı durumda çaresiz değildir, elinde bir veya birden fazla maymuncuk vardır. Çocuğa bakışın değiştirilmesiyle, çocuğun göze batan davranışlarının nedenini bütünüyle bilmesek de, çocuğun davranışlarında değişiklik gerçekleştirmek mümkündür. Bu hareket tarzı onaylanmış bir reçete gibi düşünülmemelidir. Ancak çocuğa alışılmışın dışında bir yoldan ulaşılmasını ve böylece ilişkilerini ona yeniden tanımlayarak çocuğun hareketlerini değiştirebilmesini sağlayabilir.

Beşli çete olayında görülen şudur.- Pedagojik önlemlerin bu çocukların gerçeğine hiç uymadığı apaçıktı. Bu nedenle eğitimcilerin pedagojik kurallara uymayan ama çocuklar tarafından kabul edilen yeni sınırlar koyabilmelerinden sonra, oyuna yeni kurallar gerekiyordu. Şimdiye kadar uygulanan kurallar çocukları etkilemek yerine, onları eğlendiriyordu bile. Eğitimcileri hiç de fazla gayret sarf etmeden çıldırtıyorlardı. Yaptıklarının başarılı sonuçlar verdiğini her sabah Sonja Ehlers ve Pamela Schneider’ın jest ve mimiklerinden okuyorlardı. Eğitimciler beşli çeteyi gördükleri anda gerginleşiyorlardı. Sonra eğitimciler bakış açılarını ve dolayısıyla oyunun kurallarını değiştirdiler. Beşli çete katlanılmaz ve saldırgan tavırları da dahil olmak üzere kişiliklerinin her yönüyle kabul edildiklerini fark edince, eski alışkanlıkları gereksiz hale geldi. Eğitimcilerin onlara gülümsemesi, kabul edildiklerinin ve sa-hiplenilmişliklerinin değişik bir işaretiydi.

Pamela Schneider bana beşli çetenin davranışlarındaki değişikliklerden söz ederken, “Bütün bunların hediyeyle ne ilgisi var? Böyle hediyelerden vazgeçebilirim” dedi.
Gülümseyerek “Hiç sanmıyorum” dedim. “Bu beşli çete bazı sorunların çözümünün menzilinizin dışında değil, içinde olduğunu öğrenmenizi sağlayan hediyelerdir. Eğer istersem sizi yakından tanıyabilirim, ama bazen bir tutukluk beni engelleyebilir. O zaman koyu kırmızı fiyonklu bir hediyeye ihtiyaç duyarım.”


gulumse isimli üye şimdilik online (bağlı) değildir.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yer İmleri

Seçenekler
Biçim

Yetkileriniz
Yeni konu açamazsınz.
Mesajlara cevap yazamazsınız.
Mesajlara dosya ekleyemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Forumlarımızdaki tüm saat ayarları Türkiye saatine göre düzenlenmiştir. Şu an saat : 11:05 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Türkçe : www.40dk.com | ARAF |
Tüm hakları 40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu | web sitesine aittir.İzinsiz alıntı yapılamaz.Ad Management by RedTyger

eXTReMe Tracker