40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu

Geri git   40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu > Eğitim - Öğretim > Eğitim-Öğretim Dünyası > Çocuk-Ergen Gelişimi ve Eğitimi > Çocuk ve Ergende Sınırlamalar

Çocuk ve Ergende Sınırlamalar Çocuk ve Ergen Gelişim ve Eğitiminde Sınırlamalar , Yasaklar...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Biçim
Eski 12-01-2008, 11:04   #1 (permalink)
Kayıtlı Üye
 
protest - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Yaş: 31
Mesajlar: 11
Varsayılan Ben Mesajları

“Çok dağınıksın’, ‘Sadece haylazlık ediyorsun’, ‘Hep geç kalıyorsun’ gibi suçlamalar, sadece çocukların cesaretini kırmakla kalmaz, aynı zamanda büyüklerin çocukları olumsuz bir bakış açısıyla değerlendirmelerine neden olur. Bunun çocuklardaki yansıması ise aşağılanmış olma duygusu, öç alma ve misilleme yapma arzusudur. Yani şikayetçi olan ebeveynle bir güç savaşımına girerler ve bu aile yaşamında gedikler açılmasına neden olur.

Asla, daima, sadece gibi kelimelerle yapılan suçlamalar rahatsız edici genellemelerdir. Çoğunlukla doğrudan veya dolaylı suçlama içerirler ve çocukların belirli davranış biçimlerinin bir kenara kaydedildiği izlenimini uyandırırlar.

Ebeveynler çocuklarının rahatsız edici davranışlarını kabul etmek zorunda değildirler. Özellikle de bu davranışlar, evvelce aralarında vardıkları anlaşmaları veya ebeveynlerin kişiliklerini ihlal ediyorsa. Burada belirleyici olan ana babanın rahatsızlıklarını nasıl ifade ettikleridir. Suçlamaların, genellemeye yönelik şikayetlerin, çocuklara kesinlikle yardımcı olmayacağını bir kez daha vurgulanmalıyım.

“Dakik olman mümkün değil.” Robert Holz oğlunu böyle azarlıyordu.
Gerçekten de giderek daha geç kalmaya başlayan Hannes ‘Unuttum’ diyerek babasını sakinleştirmeye çalıştı.

“Her şeyi unutuyorsun. Bu senin en iyi bahanen!”

“Sen bugün iyi gününde değilsin!”

“Şu ana kadar keyfim yerindeydi.”

“Beni gördüğünde yüzün zaten keyifsizliğini belli ediyordu”

“Artık kes ama!” diye bağırdı babası. Hannes “Sen aptalca bir çocukluk yaşadıysan, ben ne yapabilirim?” diyerek çıktı. Bu karşılıklı birbirini suçlamada temel bir çatışma değil, bir iletişim eksikliği var. ‘Dakik olman mümkün değil’ cümlesindeki ‘mümkün değil’ ifadesiyle baba, ana sorun olan geç kalmayı değil, doğrudan oğlunu hedef alıyor. Bunun tekrarı cümleyi “senin hiçbir şey olman mümkün değil” veya “çok geç kaldığım için benim adam olmam mümkün değil” gibi hassas anlamlara taşıyor. Mutlaka açıklığa kavuşması gereken bu iç çelişkilerden sözlü bir tartışma çıkacak, karşılıklı suçlamalara hedef olacaklar ve muhtemelen, suçlayıcı bir suskunluk oluşacak ve öç alma duyguları uyanacaktır.

Hannes’in babası “Ama nasıl bir çözüm bulabilirim? Sürekli aynı şekle dönüşen bu durumdan nasıl kaçınabilirim?” diye endişelerini belirtti.

Sihirli formül “ben” mesajlarının şekillendirilmesi ve gerektiğinde kişinin bunu dile getirmeyi öğrenmesidir. Ben mesajları insanın kendisini ifade etmesini sağlar. Henüz fikir birliğine varılmamış konularda duygular hakkında ipucu verir, istenildiğinde ve gerektiğinde kararlılığı belirtir. Örneğin, “Anlaştığımızdan daha uzun bir süre dışarıda kalmanı doğru bulmuyorum. Cidden endişeleniyorum” cümlesi daha önce bir anlaşmaya varıldığını ve bu anlaşmaya uyulması isteğini dile getirir. “Eğer bu süre içinde herhangi bir şey olursa, telefon etmen gerektiği konusunda karara varmıştık. Buna uymadığın takdirde, bir daha arkadaşlarına gidemeyeceğini sana söylemiştim. Sen de kabul etmiştin.”

Ben-mesajları dört önemli ve birbiriyle ilişkili yönde değer kazanır.

“Çok dağınıksın’, ‘Sadece haylazlık ediyorsun’, ‘Hep geç kalıyorsun’ gibi suçlamalar, sadece çocukların cesaretini kırmakla kalmaz, aynı zamanda büyüklerin çocukları olumsuz bir bakış açısıyla değerlendirmelerine neden olur. Bunun çocuklardaki yansıması ise aşağılanmış olma duygusu, öç alma ve misilleme yapma arzusudur. Yani şikayetçi olan ebeveynle bir güç savaşımına girerler ve bu aile yaşamında gedikler açılmasına neden olur.

Asla, daima, sadece gibi kelimelerle yapılan suçlamalar rahatsız edici genellemelerdir. Çoğunlukla doğrudan veya dolaylı suçlama içerirler ve çocukların belirli davranış biçimlerinin bir kenara kaydedildiği izlenimini uyandırırlar.

Ebeveynler çocuklarının rahatsız edici davranışlarını kabul etmek zorunda değildirler. Özellikle de bu davranışlar, evvelce aralarında vardıkları anlaşmaları veya ebeveynlerin kişiliklerini ihlal ediyorsa. Burada belirleyici olan ana babanın rahatsızlıklarını nasıl ifade ettikleridir. Suçlamaların, genellemeye yönelik şikayetlerin, çocuklara kesinlikle yardımcı olmayacağını bir kez daha vurgulanmalıyım.

“Dakik olman mümkün değil.” Robert Holz oğlunu böyle azarlıyordu.
Gerçekten de giderek daha geç kalmaya başlayan Hannes ‘Unuttum’ diyerek babasını sakinleştirmeye çalıştı.

“Her şeyi unutuyorsun. Bu senin en iyi bahanen!”

“Sen bugün iyi gününde değilsin!”

“Şu ana kadar keyfim yerindeydi.”

“Beni gördüğünde yüzün zaten keyifsizliğini belli ediyordu”

“Artık kes ama!” diye bağırdı babası. Hannes “Sen aptalca bir çocukluk yaşadıysan, ben ne yapabilirim?” diyerek çıktı. Bu karşılıklı birbirini suçlamada temel bir çatışma değil, bir iletişim eksikliği var. ‘Dakik olman mümkün değil’ cümlesindeki ‘mümkün değil’ ifadesiyle baba, ana sorun olan geç kalmayı değil, doğrudan oğlunu hedef alıyor. Bunun tekrarı cümleyi “senin hiçbir şey olman mümkün değil” veya “çok geç kaldığım için benim adam olmam mümkün değil” gibi hassas anlamlara taşıyor. Mutlaka açıklığa kavuşması gereken bu iç çelişkilerden sözlü bir tartışma çıkacak, karşılıklı suçlamalara hedef olacaklar ve muhtemelen, suçlayıcı bir suskunluk oluşacak ve öç alma duyguları uyanacaktır.

Hannes’in babası “Ama nasıl bir çözüm bulabilirim? Sürekli aynı şekle dönüşen bu durumdan nasıl kaçınabilirim?” diye endişelerini belirtti.

Sihirli formül “ben” mesajlarının şekillendirilmesi ve gerektiğinde kişinin bunu dile getirmeyi öğrenmesidir. Ben mesajları insanın kendisini ifade etmesini sağlar. Henüz fikir birliğine varılmamış konularda duygular hakkında ipucu verir, istenildiğinde ve gerektiğinde kararlılığı belirtir. Örneğin, “Anlaştığımızdan daha uzun bir süre dışarıda kalmanı doğru bulmuyorum. Cidden endişeleniyorum” cümlesi daha önce bir anlaşmaya varıldığını ve bu anlaşmaya uyulması isteğini dile getirir. “Eğer bu süre içinde herhangi bir şey olursa, telefon etmen gerektiği konusunda karara varmıştık. Buna uymadığın takdirde, bir daha arkadaşlarına gidemeyeceğini sana söylemiştim. Sen de kabul etmiştin.”

Ben-mesajları dört önemli ve birbiriyle ilişkili yönde değer kazanır.

- Baba durumunu dile getirir. Durumu nasıl gördüğünü tarif eder ve duygularını gösterir.
- Oğlunu ne doğrudan, ne de dolaylı olarak suçlar ve böylece konuyu ilişkiler zemininin dışına çekmiş olur.
- Jest, mimik, ses tonu ve söylenenlerin anlamları örtüşür.
- Ve önemli bir nokta: Evvelce yapılan konuşmalarda kararlar belirlenmiştir, ama şimdi değiştirilir. Eğer evvelce almış olduğunuz kararlan değiştirirseniz, çocuğunuzdan uyumlu davranışlar beklemeyin. Daha fazla yıpratıcı, dirençli, tehditkar veya çekingen olacaktır.

Ben-mesajlarına iletişim ve arkadaşlık seminerlerinde sıkça işaret edilmiş ve günlük yaşamdan somut örnekler verilmiştir. İlginçtir ki, buna rağmen pek çok ana baba ben-mesajlarını şikayet konusu yapmış veya çocuklarıyla terapi yapar duruma düşmüşlerdir.

Eğer insan çocuğuna yumuşak bir sesle ve dostça bakışlarla “Sinirliyim, çünkü çok geç geldin” diye fısıldarsa, sadece her iki anlama gelebilecek bir mesaj vermiş olmakla kalmaz, aynı zamanda ben-mesajlarını ilke olarak anlamadığını gösterir. Ben-mesajla-rı ancak açıkça dile getirildiğinde, diğer kişiler tarafından dikkate alınır. Benzer şekilde diğer bir yanlış anlama da ben-mesajlarmın kullanımında da söz konusudur. Özellikle iyi niyetli olmalarına rağmen, bazı anne-babalar ben-mesajları örtüsü altında hor görülebilecek bir ‘mağduriyet ve üzüntü kültürü’ geliştirirler.

Annesi Sarah’a gözyaşlarını zor tutarak titrek bir sesle “Bunu yaptığın zaman çok üzülüyorum” dedi. Çünkü çocuk kimbilir kaçıncı kez kakasını tuvaletin duvarlarına sıvaştırmıştı. Anne üzüldüğünü söylerken ses tonu, vücut dili ve mimikleri aynı paralelde değildi. Üzüntülüydü, şikayetçiydi ve sevgisizlik tehdidi vardı. Küçük çocukların mağduriyet duygusunu içselleştirip, kendilerine ve duygularına güvenememesi, bir çocuk yuvasında yaşadığım ve beni hiçbir şey söylemeyecek hale getiren bir durumu hatırlattı. Altı yaşındaki Knut didişirlerken dişinin ağrımasına neden olan aynı yaşlardaki Simon’un burnuna nişan alarak bir boks yumruğu indirdi. Simon’un burnu fena halde kanıyordu, yanağında bir sıyrık vardı. Simon suçlayıcı bir tavırla Knut’a baktı ve “Ben mağdur durumdayım. Seninle bu konuda konuşmalıyız” dedi.


protest isimli üye şimdilik online (bağlı) değildir.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yer İmleri

Seçenekler
Biçim

Yetkileriniz
Yeni konu açamazsınz.
Mesajlara cevap yazamazsınız.
Mesajlara dosya ekleyemezsiniz.
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz.

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Forumlarımızdaki tüm saat ayarları Türkiye saatine göre düzenlenmiştir. Şu an saat : 13:03 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Türkçe : www.40dk.com | ARAF |
Tüm hakları 40dk.com | Eğitim-Öğretim-Bilgi Deposu | web sitesine aittir.İzinsiz alıntı yapılamaz.Ad Management by RedTyger